Hakiki İstanbul Muhafızı Cemal Paşa

22 Mart 2019

Son Güncellenme: 3 Mayıs 2019

Günümüzde İstanbul Muhafızı denilince birçok kişinin aklına gelen ilk kişi Netflix Türkiye dizisi The Protector'un baş karakteri olan Muhafız Hakan'dır. Hâlbuki, İstanbul Muhafızlığı kavramı kulağa kurgusalmış gibi gelse de, bu görev Osmanlı İmparatorluğu'nda gerçekten var olmuştur. Öte yandan bu görevi en son yürüten kişilerden birisi, İttihat ve Terakki'nin üç liderinden olan, kimi yabancıların görkemli ve korkutucu olarak betimledikleri, Arap milliyetçileri tarafından kasap olarak tanımlanan Cemal Paşa'dır.

Gençlik Yılları

Ahmed Cemal, 6 Mayıs 1872'de Eczacı Mehmed Nesib Efendi'nin oğlu olarak Midilli'de doğmuştur. 1890 yılında Kuleli Askerî Lisesinden, 1893 yılında Harbiye Mektebini bitiren Cemal Bey, 1895 yılında kurmay yüzbaşı olarak orduya katılmıştır. Kısa süreli Erkân-ı Harbiye (Genelkurmay Başkanlığı) görevinin ardından o dönemlerde Kırkkilise olarak bilinen, günümüz Kırklareli'sine tayin olan Cemal Bey, 1898 yılında Selanik'e atanmış, burada geleceğini şekillendirecek olan İttihat ve Terakki ile tanıştığı gibi, aynı zamanda Seniha Hanım ile evlenmiştir.

İttihat ve Terakki ile Tanışması

İttihat ve Terakki'nin kuruluşu ile Balkanlarda gittikçe büyüyen istibdat karşıtı fikir ve hareketler, ordu içerisinde Cemal Bey gibi birçok genç subayı da etkilemiştir. 150 numara ile İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne tahlif edilen Cemal Bey, 1905 yılında binbaşı olmuş, ertesi yıl üstlenmiş olduğu, gezici bir görev olan Rumeli Demiryolları Müfettişliği vazifesi esnasında İTC'nin Rumeli örgütlenmesinde en önde gelen kişilerden birisi olmuş, cemiyetin yayılmasında büyük faydalar sağlamıştır.

Cemal Paşa
Cemal Paşa

1907 yılında Selanik'te bulunan 3. Ordu'nun kurmay heyetinde görevlendirilen Cemal Bey, burada Mustafa Kemal Bey ve Fethi Bey ile birlikte çalışmıştır. 1908 Devrimi sonrasında, İTC'nin özel delegelerinden birisi olarak, Babıâli ile ilişkiye geçmek üzere gönderilen 10 kişiden birisi olan Cemal Bey, 31 Mart Vakası'nda Hareket Ordusu içerisinde yer almış, isyanın bastırılmasından sonra kısa bir dönem Üsküdar Mutasarrıflığı görevini yürütmüştür.

1909 Adana Olayları

II. Meşrutiyet'in ilanı ile birlikte imparatorluğun hemen hemen her kesiminde bir bayram havası yaşanmıştır. Ancak, Şevket Süreyya Aydemir'in anılarını anlattığı Suyu Arayan Adam kitabında belirttiği üzere, imparatorluk içerisinde yer alan her farklı etnisite, hürriyet, adalet, müsâvât (eşitlik), uhuvvet (kardeşlik) kelimelerini farklı yorumlamıştır. Geçen zamanda, sadece halk nezdinde değil, aynı zamanda devrimi yapanların nezdinde de aslında tam olarak ne olduğu hiçbir zaman bilinememiş devrim esaslarının içeriği doldurulamamış, 31 Mart Vakası'nın patlak vermesi ile birlikte hürriyet sarhoşluğu kısa sürmüştür.

Hınçak ve Taşnaksutyun komitelerinin meşrutiyetin ilanı ile birlikte yasal siyasi parti haline gelmesi, II. Abdülhamid döneminde yurt dışına kaçmak zorunda kalan Ermeni komitecilerinin imparatorluk topraklarına dönmesi ile sonuçlanmıştır. Ancak II. Meşrutiyet'in ilanından sonra umduğunu bulamayan bölge Ermenileri, birçok Türk yazara göre Kilikya Ermenistanı kurmak için silahlanmış ve 31 Mart Vakası'nın başlamış olduğu günden (Hicri: 13 Nisan 1909) bir gün sonra Papaz Muşeg önderliğinde ayaklanmıştır. 14 Nisan 1909'da başlayan olaylar, bir hafta içerisinde Mersin, Tarsus, İskenderun ve Antakya'ya ya kadar yayılmış, devamında halk arasında yayılan Ermeniler Adana'da binlerce masum Müslümanı öldürüyor haberleri Müslümanların Ermenilere saldırmasına sebep olmuş, asayiş uzun bir süre sağlanamamıştır.

Bu dönemde İTC'nin en önde gelen figürlerinden birisi olan Cemal Bey, 1909 yılında teşkilatçı ve disiplinci kişiliği sebebi ile yargılamalar ve olayların tam anlamı ile kontrol altına alınması için Adana Valisi olarak atanmıştır. Cemal Bey, her ne kadar 1909 Adana Ermeni Olayları sebebi ile Ermeni tandanslı kesimlerce vahim derecede suçlansa da, kendi anılarında bu olayın sorumlularını nasıl cezalandırdığını net biçimde anlatmaktadır. Vali Cemal Bey'e göre, Adana'ya gelişinden 4 ay sonra, Harp Divanı mahkûmlarından 30 Müslümanı idam ettirmiş, ardından 2 ay sonra 17 Müslümanı daha olaylar sebebi ile idam ettirmiştir. Bu kişiler arasında Adana'nın en eski ve zengin ailelerine mensup gençler olduğu gibi, ahali üzerinde nüfuzu yüksek olan, olaylar esnasında "Ermenilerin kanı da, malı da helaldir" şeklinde fetva vermiş Bahçe müftüsü de bulunmaktadır. Ancak, Ermenilerin lideri olduğu düşünülen ve ayaklanmanın baş sorumlusu olarak görülen Hınçak komitesi üyesi olan Episkopos Muşeg, Mısır'a kaçmış ve yakalanamamıştır.

Cemal Paşa'nın anılarında yazdığına göre, Adana Olayları esnasında 17 binden fazla Ermeni ile 2 bine yakın Müslüman ölmüştür.

Balkan Savaşı ve İstanbul Muhafızlığı

1911 yılında Bağdat Valisi olarak yeni bir göreve başlamış olan Cemal Bey, 1912 yılında I. Balkan Savaşı'nın çıkması ile birlikte bu görevden istifa etmiş ve cepheye gitmiştir. Balkan Savaşı anılarını Georges Remond ve Alain De Penennrun'a aktaran Cemal Bey, burada Konya Redif Fırkası komutan vekili olarak savaşta yer aldığını, Pınarhisar-Lüleburgaz hattındaki bozgunu yaşayıp, Çatalca'ya çekilmek zorunda kaldıklarını anlatmıştır. Bu esnada cephede yaygın olan kolera, Cemal Bey'e de bulaşmış ve Cemal Bey Hadımköy'e sevk edilmiştir. Ancak, burada kimse koleralı hastanın yanında bulunmak istememiş, Cemal Bey bir nevi ölüme mahkum bırakmıştır. Nihayet, burada levazım reisi olarak bulunan kayınbiraderi tarafından rastlantı sonucu bulunmuş ve kurtarışmıştır.

I. Balkan Savaşı'nın bozgun ile sonuçlanmasının ardından Kâmil Paşa Hükümeti'nin Edirne'yi Bulgarlara bırakacak bir antlaşma yapmaya niyetlenmesi, 23 Ocak 1913'te Babıâli Baskını'na sebep olmuştur. Bu baskının ardından, Sadrazam Kâmil Paşa istifa etmiş, Harbiye Nazırı Nâzım Paşa Yakup Cemil tarafından öldürülmüştür. Bu vakanın ardından sadrazamlığa getirilen Mahmud Şevket Paşa, Cemal Bey'i İstanbul Muhafızı olarak atamıştır. (Bu yazıda sıklıkla faydalanılan, Cemal Paşa'nın anılarının yer aldığı Hatıralar adlı kitabı da Cemal Bey'in İstanbul Muhafızı olarak atanması ile başlar.)

İstanbul Muhafızlığı görevinin başlangıcında Cemal Bey, Dr. Rıza Nur, Gümülcineli İsmail Hakkı ve Ali Kemal Bey gibi muhalifleri, bir daha muhalefet etmemeleri sözü karşılığında serbest bırakmıştır. Akabinde, tütün kaçakçıları ile mücadele etmeye başlayan Cemal Bey, Mahmud Şevket Paşa kabinesi aleyhinde yapılabilecek olası bir darbe girimişini engellemek için çalışmalara başlamıştır. Bu süreçte, Gümülcineli İsmail Bey, Prens Sabahaddin ve Kâmil Paşa'yı takip ettirmiş, Mahmud Şevket Paşa'ya karşı bir suikast tertip ettiklerinden şüphelenmiştir. Ancak, her ne kadar aksi için çabalamış olsa da, Mahmud Şevket Paşa suikastini engelleyememiş, Paşa'nın ölümüne şahit olmuştur.

Bahriye Nazırlığı

İstanbul Muhafızlığı görevi kaldırıldıktan sonra, Cemal Bey, 1. Kolordu komutan vekili olmuş, Aralık 1913'te mirlivalık (tuğgeneral) rütbesine yükseltilmiş, 26 Şubat 1914'te Nafia Nazırlığı (Bayındırlık Bakanı) görevine atanmış, 11 Mart 1914'te ise Bahriye Nazırı olmuştur. Cemal Paşa'nın Bahriye Nazırlığı görevi esnasındaki en önemli olaylardan birisi İngiltere'ye sipariş verilmiş olan Sultan Osman ve Reşadiye gemilerinin teslim alınması için Vasıf Bey ile Rauf Bey'in Londra'ya gönderilmeleri olmuştur. Ancak her ne kadar parası ödenmiş olsa da, I. Dünya Savaşı'nın başlamasından hemen sonra 1 Ağustos 1914'te bu gemilere İngilizler tarafından el konulmuştur.

I. Dünya Savaşı

I. Dünya Savaşı'nın başlamasından hemen önce 1914 yılında, haziran ayının sonlarında Fransa'ya giden Cemal Paşa, burada olası bir ittifak için görüşmelerde bulunmuş, ancak bu çabaları karşılıksız kalmış, bu seyahatte İngiliz ve Fransızların İstanbul'u Ruslara bırakmış olduğuna emin olmuştur. Cemal Paşa'nın anılarında aktardığına göre, Enver Paşa ile Wangenheim arasında kendisinden gizlenen çeşitli ittifat görüşmeleri olmuş, bu görüşmelerin sonucunda Almanya ile ittifak yapılmıştır. Paşa, tüm bu ittifak görüşmelerinden ancak ve ancak ittifak metni imzalandıktan sonra haberdar edilmiş, muhtemelen bu duruma alınmıştır; çünkü, eğer kendisi bir diğer taraftan Fransızlar ile ittifak antlaşmasını yapmış olsaydı, ülkeye dönüşünde kendisine Almanlar ile ittifak yapıldığının belirtilmesi durumunda, İttihat ve Terakki bünyesinde, Almanya ile ittifaka karşı muhalif bir hareket başlatmayı düşünebileceğini anılarına yazmış, ancak üzerini karalamıştır.

Goeben ve Breslau Hadisesi

11 Ağustos 1914'te İTC'nin önde gelenleri Said Halim Paşa'nın yalısında toplanmışlardır. Cemal Paşa'nın anılarında aktardığına göre, o gün Talât, Cavid ve Halil Beylerden sonra prensin yalısına gelen Enver Paşa, "Bir oğlumuz dünyaya geldi" diyerek, Goeben ile Breslau'nun kendi emri ile Marmara içerisine alındığını belirtmiştir. Goeben ile Breslau'nun durumu, o esnada tarafsız kaldığını belirtmiş olan Osmanlı İmparatorluğu'nu güç bir duruma sokmuştur. Fransa ve İngiliz sefirleri tarafından bu durumun tarafsızlık ilkesine uymadığı sadrazama bildirilmiş, bu siyasi kriz, gemilerin satın alınması ile geçici olarak çözülmüştür.

Breslau ve Goeben
Breslau ve Goeben zırhlıları

Yavuz ve Midilli adlarını alan bu gemiler, Enver Paşa'nın emri ile bir süre Karadeniz'e çıkmaktan alıkonulmuştur. Ancak, Cemal Paşa'nın anılarında üzerini çizerek belirttiği üzere, Almanların bir 6 ay daha Osmanlı tarafsızlığının muhafazasını kabul edemeyecek olması sebebi ile, Cavid Bey haricindekilerin onayı ile, Amiral Souchon komutasındaki bu gemilerin Karadeniz'e çıkışına onay verilmiş, bu gemiler 29 Ekim 1914'te Rus limanlarını bombalamış, Osmanlı İmparatorluğu resmi olarak savaşa girmiştir. Henry Morgenthau tarafından Bahriye Nazırı Cemal Paşa'nın Odesa ve Sivastopol'un bombalanmasından haberi yoktu diye aktardığı bu hadise, olaydan 5-6 saat önce Enver Paşa tarafından Cemal Paşa'ya bildirilmiştir.

Suriye Valiliği

Osmanlı İmparatorluğu I. Dünya Savaşı'na resmi olarak girdikten sonra, Almanların isteği ile, İngilizleri Mısır'da meşgul etmek amacı ile Süveyş Kanalı üzerine bir taarruz yapılmasına karar verilmiştir. Enver Paşa, bu görev için Cemal Paşa ile görüşmüş ve Paşa'ya 4. Ordu Kumandanlığını teklif etmiş, bu görev de Paşa tarafından kabul edilmiştir.

Cemal Paşa ve Aşiret Liderleri
Cemal Paşa aşiret liderleri ile

Cemal Paşa, Aralık 1914'ten Aralık 1917'ye kadar Şam'da bulunan karargahından Osmanlı İmparatorluğu'nun Anadolu'nun güneyinde kalan tüm topraklarının idaresinden sorumlu olmuştur. Bu dönemde, birçok yabancı tarafından Cemal Paşa, bölgede özerk bir yönetim kurmuş olarak yorumlanmış, kimilerince Suriye'nin Kralı olarak tanımlanmıştır. Sert bir otorite ile yönetimi yürütmüş olduğu bu bölgede, devrime meyilli Arapları bölgedeki Arap milliyetçiliğini azaltabileceği ümidiyle sıkı biçimde cezalandırmış, birçok Arap milliyetçisini infaz ettirmiştir. Bu sebeple, Araplar tarafından kasap (as-Saffah) olarak tanımlanan Cemal Paşa, bölgede birçok efsaneye de konu olmuştur. Falih Rıfkı Atay'ın Zeytindağı adlı eserinde belirttiğine göre, bir rivayete göre, eğer Cemal Paşa birisiyle görüştüğünde burnunu kaşıyorsa o kişiyi sürgün etmeyi, sakalını karıştırıyorsa bu kişiyi affedip affetmemeyi, bıyığını buruyorsa bu kişiyi ölüme göndermeyi düşünürmüş.

Cemal Paşa Lut Gölü
Cemal Paşa Lut Gölü önünde

Cemal Paşa bu dönemde ayrıca Meissner Paşa'yı himayesine alarak demiryolu yapımına büyük önem vermiş, Lut Gölü'nde de küçük bir filo tesis etmiş, 1916 yazında Halide Edip'i Beyrut'taki Amerikan ve Fransız okullarına benzer şekilde okullar açması için Suriye'ye davet etmiştir. Suriye'ye gelerek burada okulların açılması için çalışmalar yapan Halide Edip, Cemal Paşa'nın en yakınındaki kişilerden birisi olmuştur. Halide Edip'e göre, Cemal Paşa, Ermeni kadınları ve çocukları için büyük yardımlarda bulunmuş, diğer İTC yöneticilerinin aksine, Ermeni meselesinde Osmanlı devlet adamına yakışır bir tutum sergilemiştir.

Kanal Seferleri

Kanal seferleri binbir yoklukla iki kez düzenlemiş olup, her ikisi de başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Birinci Kanal Seferi, geceleri yapılan çöl yürüyüşünün ardından 2-3 Şubat 1915'de gerçekleşmiştir. Tombaz denilen altı düz kayıklar ile kanalın karşı ucuna hareket eden bölüklerden, çok azı karşı kıyıya ulaşbilmiş, karşıya ulaşanlar da İngilizler tarafından öldürülmüş ya da esir alınmıştır. Cemal Paşa anılarında bu seferin beklenen maksatları tamamen sağlamış olduğunu, seferin asıl amacı olan; İngilizlerin Mısır'da olabildiğince fazla asker tutarak, diğer cephelere daha fazla kuvvet göndermelerini engellediğini belirtmiştir.

Temmuz 1916'da gerçekleşen İkinci Kanal Seferi ise ilkine göre daha da etkisiz olmuştur. Herhangi bir kazanım elde edemeyen Osmanlı kuvvetleri önce El-Ariş'e kadar çekilmiş, bu harekâtın sonucunda savunma konumundaki İngilizler taarruza geçmişlerdir.

Filistin Cephesi ve Yıldırım Orduları

1916 yılında Filistin ve Suriye'de çeşitli isyanlar baş göstermiş, birçok Arap da İngiliz tarafına geçmiştir. Cemal Paşa'nın bu isyanlar ile baş ediş şekli genellikle şiddet ile olmuş, bu durum da özellikle Almanlar tarafından hoş karşılanmamış, hatta Liman von Sanders, anılarında, Cemal Paşa'nın temsil ettiği Arap siyasetini fiyasko olarak tanımlamıştır.

İngilizler 1917 yılının başlarında Archibald Murray öncülüğünde Halep'i ele geçirmek amacı ile taarruza geçmişlerdir. Gazze'ye iki kez saldıran İngilizler, istenilen başarıyı elde edememişler, geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Bu olayın sonucunda 29 Haziran 1917'de Archibald Murray'nin yerine meşhur İngiliz kumandan Edmund Allenby atanmıştır. Savaşın Batı Cephesi'nde kazanılacağını düşünen Allenby, ilk başta bu görevden pek hoşnut olmamış, ve bu görevi bir şaka olarak nitelendirmiştir.

Öte yandan Osmanlı tarafında ise Temmuz 1917'de 4. Ordu'nun kaldırılması ile Erich von Falkenhayn liderliğinde Yıldırım Orduları Grubu kurulmuş, Cemal Paşa'ya sembolik bir görev olan Suriye ve Batı Arabistan Orduları Genel Komutanlığı verilmiştir. Bu olayın ardından Cemal Paşa, Eylül 1917'de çeşitli istişareler için Almanya'ya gitmiş, bir ay sonra dönmüştür.

Cemal Paşa Kudüs
Cemal Paşa Kudüs'te Avusturya birliklerini denetlerken

Cemal Paşa, anılarında Almanya'dan döndükten sonra Mustafa Kemal Paşa ile von Falkenhayn'ın arasının açılmış oldunu gördüğünü aktarmış, ve bu hususta Mustafa Kemal'i haklı bulmuştur. Mustafa Kemal ile yapmış olduğu görüşmeler sonucunda, hem Cemal Paşa hem de Mustafa Kemal Paşa ordudan istifa etmeye karar vermiş, Mustafa Kemal bu kararı hemen uygulayarak İstanbul'a dönmüştür. Mustafa Kemal'in ardından istifa edeceğine dair söz veren Cemal Paşa, Enver Paşa tarafından ikna edilmiş ve görevinden istifa etmemiştir. Bu durum, Mustafa Kemal'in Cemal Paşa'ya gücenmesi ile sonuçlanmıştır.

31 Ekim 1917'de Allenby önderliğindeki İngiliz Ordusu, Osmanlı Ordusunu sahte planlar ile Gazze'ye saldıracağına inandırarak Beerşeba'ya saldırmış, bu saldırı ile başlayan taarruz von Falkenhayn önderliğindeki Yıldırım Ordusunun 9 Aralık 1917'de Kudüs'ten çıkması ile sonuçlanmıştır. Bu olayın sonucunda Cemal Paşa da daha fazla dayanamayarak 12 Aralık 1917'de Şam'dan İstanbul'a hareket etmiştir. Cemal Paşa bu yolculuğu esnasında Falih Rıfkı Atay'a "Keşke görevim buralarda olsaydı. Eğer kalırsam, bütün emelim Anadolu'da çalışmaktır." demiştir.

Sürgün Yılları ve Ölümü

Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasının ardından, Cemal Paşa, diğer İTC önde gelenleri ile birlikte 2 Kasım 1918 günü bir Alman torpido botu ile İstanbul'u terk etmiştir. Cemal Paşa önce Almanya'ya sonrasında İsviçre'ye geçmiştir. Bu esnada Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşayan Arapların isyanına sebep olduğu gerekçesiyle Divan-ı Harb-i Örfi (Sıkıyönetim Mahkemesi) tarafından idama mahkûm edilmiştir.

Bir süre sonra Rusya'ya geçen Cemal Paşa, İngilizlere karşı bağımsızlık mücadelesi veren Afgan Ordusunu modernleştirmek için Afganistan'a gitmeye karar vermiştir. Moskova'da Georgiy Çiçerin ile yapmış olduğu görüşmede, Çiçerin'den silah, para ve Türk zabitleri isteyen Paşa, sonrasında Ekim 1920'de Afganistan'a geçmiş ve Afgan Kralı Emanullah Han'ın danışmanlarından birisi olmuştur. Bu görevini yürüttüğü esnada bir süreliğine Berlin'e giden Cemal Paşa, Mayıs 1922'de tekrar Moskova'ya gelmiştir. Burada Enver Paşa'nın Buhara'da yürüttüğü faaliyetlerden ötürü oldukça soğuk karşılanan Paşa, Hikmet Özdemir'in Üç Jöntürk'ün Ölümü kitabında Doktor Nazım'dan aktardığına göre Çeka (Sovyet Gizli Polisi) Reisi tarafından tehdit edilmiştir. Paşa, devamında Emanullah Han'a bir rapor yazarak, Enver Paşa'nın giriştiği maceranın zararlarını detaylı olarak ele almış, Tiflis üzerinden Anadolu'ya geçerek Mustafa Kemal'in fikirlerini alacağını ve sonrasında Afganistan'a döneceğini belirtmiştir.

Cemal Paşa Afganistan'da
Cemal Paşa Afganistan'da

Cemal Pâşa, Temmuz 1922'de Tiflis'e geçmiş, buradan Mustafa Kemal'e yollamış olduğu mektupta, Enver Paşa'nın Buhara'daki faaliyetlerinden ötürü kınanmasını istemiş, Kars veya Trabzon'a gelmek üzere Mustafa Kemal'den Anadolu'ya davet beklediğini belirtmiştir.

21 Temmuz 1922 tarihinde Cemal Paşa, yaverleri Nusret Bey ve Süreyya Bey ile birlikte Tiflis'te suikaste uğramıştır. Suikastin kimin tarafından gerçekleştirildiği hala tam olarak bilinememektedir. Hikmet Özdemir'e göre, en güçlü ihtimal, Cemal Paşa'nın Bolşeviklerce öldürüldüğüdür. Bu bilgiyi destekleyen en önemli kanıtlardan birisi, Halil Paşa'nın Moskova'da bulunduğu sırada, bir arkadaşının kendisine Şura'dan Cemal Paşa'ya suikast kararının çıktığını, bunun Tiflis'te gerçekleştirileceğini ve suçun Ermenilere atılacağını aktarması olmuştur. Bir başka iddiaya göre Cemal Paşa, yürütmüş olduğu Afganistan Projesi sebebi ile İngilizlerce öldürülmüştür. Üçüncü ve son iddiaya göre, Cemal Paşa, Talât Paşa gibi, Nemesis Operasyonu kapsamında Ermenilerce öldürülmüştür.

Cemal Paşa Otopsi
Cemal Paşa'nın otopsisi

Son olarak, Cemal Paşa'nın cenazesi, diğer İTC liderlerinin aksine, en kısa sürede Kâzım Karabekir tarafından Tiflis'ten Erzurum'a getirilmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk ile İlişkileri

Diğer İttihat ve Terakki liderlerine göre Cemal Paşa'nın Mustafa Kemal Atatürk ile farklı bir ilişkisi olmuştur. Mustafa Kemal'in Falih Rıfkı Atay'a anlattığına göre, Mustafa Kemal, Halep'ten İstanbul'a dönmeden önce atlarını satmaya karar vermiştir, ancak bunlara bir alıcı bulamamıştır. Bu durumu anlatmış olduğu, ilk olarak Selanik'te tanıdığı Cemal Paşa, atları 2000 altına satın alır, Mustafa Kemal Paşa da İstanbul'a döner. Aradan belirli bir süre geçmiştir. Bir gün Mustafa Kemal Paşa Vasıf Paşa aracılığı ile Cemal Paşa'dan bir telgraf alır. Bu telgrafta Cemal Paşa, atları 5000 altına sattığını, 3000 altını nereye göndereceğini sormuştur. Mustafa Kemal bu olaydan oldukça etkilenmiş, bu paranın kendisi için mütareke zamanında dayanak noktası olduğunu belirtmiştir.

Cemal Paşa, sürgün hayatı esnasında da Mustafa Kemal'e birçok mektup göndermiştir. Her ne kadar ilk başlarda göndermiş olduğu mektuplarına uzun bir süre cevap alamamış, bu durum ile ilgili sitemini bir başka mektubunda "Sizden iki satırlık bir mektuba gerçekten muhtacım." cümlesi ile belirtmiştir. Mustafa Kemal Paşa, ilk olarak 11 Ekim 1920'de bu mektuplara cevap vermiş, 10 Temmuz 1921 tarihli mektubunda da Cemal Paşa'yı Afganistan'daki faaliyetlerinden ötürü tebrik etmiştir. Bu mektuplaşmalar, Cemal Paşa'nın ölümüne kadar devam etmiştir. Hatta Mehmet Perinçek'in Atatürk'ün Sovyetler ile Görüşmeleri kitabında aktardığına göre Mustafa Kemal'in etrafındakilere Cemal Paşa'nın mektuplarını göstererek, Cemal Paşa'nın kafasından Enver Paşa'nın etkilerini çıkararak, kendisinden Doğu'da faydalanmanın mümkün olduğunu belirtmiştir.