Kızıl Baron - Manfred von Richthofen

Birinci Dünya Savaşı'nda, havadaki çatışmalar tamamen pilot becerisi üzerineydi. Elbette ki uçakların teknolojik gelişmişliği avantaj sağlasa da, hemen hemen her uçak belli bir seviyede olduğu için, çatışmalarda öne çıkan en önemli yetenek pilotların becerisi ve manevra kabiliyetleriydi. Dolayısıyla da uçaklardan çok, pilotların öne çıktığı bir savaştı Birinci Dünya Savaşı. Bu savaşta birçok öne çıkan pilot olduğu gibi, hepsinden daha farklı olan, korkusuz ve bana kalırsa gelmiş geçmiş en iyi savaş pilotu da bu savaşta yer almıştı. Savaş sırasında kırmızıya boyadığı uçağı semalarda görülünce düşmanına korku salan bu kişi, düşmanlarının Red Baron lakabını taktıkları Manfred von Richthofen'den başkası değildi.

Manfred von Richthofen, Prusyalı bir ailenin çocuğu olarak, 2 Mayıs 1892 yılında, günümüzde Polonya topraklarında bulunan Wroclaw'da dünyaya gelmiştir. Küçük yaşlarından itibaren at sürmeye başlayan Manfred von Richthofen, 11 yaşında askeri okula kayıt olmuş ve burada eğitimini tamamlayıp 1911 yılında Uhlan Süvari Birliğine katılmıştır. Burada küçük bir parantez açacak olursam, Uhlan, Tatarca'dan gelen, Oglan kelimesinden türemiş, genç savaşçı anlamına gelen bir kelimedir ve dünya tarihindeki en başarılı süvari birliklerine sahip Polonya ordusunda uzun süre servis yapmış birliğin adıdır, ancak dönemin Prusya'sı, günümüz Almanya'sında ve Rusya'nın da Uhlan Süvari Birlikleri bulunmuştur. Bu birlikler atın üstünde bir mızrakla savaşmaktadırlar ve bu da üstün bir yetenek istemektedir. Richthofen'in de atlara olan yetkinliği, onun bir Uhlan birliğinde yer alması için yeterli bir sebeptir. Ancak özellikle 1900'lü yılların başlarında cephe savaşlarının artması ve hemen hemen her savaşın cephe savaşı olarak ilerlemesiyle birlikte, süvari birliklerinin de etkinliği azalmış, Alman Ordusu'ndaki birçok süvari birliği de dağıtılmıştır. Bu dağılan birliklerden birçoğu, daha çok getir götür işlerini yapmış, bizzat savaşın içinde savaşmamış olsa da, Richthofen kendisini savaşta etkin olarak görmek istemiş, Alman İmparatorluğu Hava Kuvvetleri'ine başvurmuştur. Başvuru mektubunda yazmış olduğu "Ben savaşa peynir ve yumurta toplamak için değil, başka bir amaç uğruna katıldım" cümlesiyle de hava kuvvetlerine kendini kabul ettirmiş, 1915 Mayısında hava kuvvetlerinin resmi bir askeri olmuştur.

manfred-von-richthofen

İlk aylarını gözlemci olarak geçiren Richthofen'in, ilk aylarında kullandığı bir makineli silah ile bir Fransız uçağı düşürdüğü rivayet edilse de, bunun ne kadar gerçek olduğu bilinmemektedir. Richthofen'in hayatını değiştiren an ise Oswald Boelcke ile tanıştığı andır. Gelmiş geçmiş en büyük taktik dehalarından birisi olan Oswald Boelcke, Richthofen'in eğitimine büyük bir katkı sağlamış, onun taktiksel olarak kendisini geliştirmesinde en büyük etkiyi hissettirmiştir. Richthofen'in ilk uçak kullanma deneyimi ise, ortalama bir pilottan bile kötü olmuş, uçağı havalandırmakta ve kullanmakta problem yaşamış, hatta ufak bir kaza bile geçirmiştir. Ancak bu başarısızlık onu daha da hırslandırmış, hatta şimşeklerin havada uçuştuğu, yıldırımların düştüğü havalarda dahi uçağını, tüm aksi emirlere rağmen havalandırmıştır.

albatros

Richthofen, diğer birçok pilotun aksine, agresif olarak çatışmaya girmektense, taktik bazlı savaşarak, birçok düşmanını şaşırtmıştır. Richthofen'in en ünlü saldırı biçimi ise, yukarıdan bir manevrayla, bizzat kovaladığı uçağa, kendi arkasına güneşe alarak, etrafını da başka uçaklarla güvene alarak saldırmasıdır. Richthofen'in kendisini duyurduğu ve ünlendiği ilk avı ise ünlü İngiliz pilotu Lanoe George Hawker'dır. Bu çatışmadan sonra Richthofen, kendisine hızdan çok, daha çevik bir uçak istemiş, bu sebeple birçok uçak değiştirmiş, Albatros D.II, Albatros D.III, Halberstadt D.II ve Albatros D.V gibi uçakları kullanmıştır. Ancak Richthofen'in en son kullandığı ve kendisiyle en çok bağdaştırılan uçak ise Fokker Dr.I uçağıdır. Burada da belirtmeliyim ki, her ne kadar Richthofen, Fokker Dr.I uçağıyla ünlenmiş olsa da, Richthofen'in ilk olarak kırmızıya boyadığı ve Kızıl Baron lakabını aldığı ilk uçağı Albatros D.III olmuştur.

red-baron-dr1
Ocak 1917'de on altıncı düşürüşünü yaptıktan sonra Richthofen, o zamanki Prusya'nın sahip olduğu en büyük askeri nişan olan Pour le Mérite nişanına sahip olmuş ve kendisinin eğittiği birçok pilotun yer aldığı Jasta 11 birliğinin başına gelmiştir. Kırmızıya boyadığı Albatros'uyla birçok uçak avlayan Richthofen, diğer Jasta 11 üyelerinin de uçaklarını kırmızıya boyamasına sebep olmuştur. Kumandanlarının kendisini direkt olarak belli etmesini ve açık hedef haline gelmesini istemeyen Jasta 11 üyeleri, bu şekilde kendi uçaklarını da boyayarak, savaşlar tarihinde, havada farklı bir renk deneyimi yaşatmışlardır. Başarılı birçok hava savaşından sonra, Richthofen'in ekibi de büyümüş, kendisi de bir günde dört uçak indirerek tarihe geçmiştir.

Birçok insan tarafından duygusuz ve soğukkanlı olarak tanımlanan Richthofen'in, askerlerine verdiği taktik ise "Uçaktan çok askerlere odaklanın ve asla kaçırmayın, eğer gözcü varsa önce gözcüyü indirmeye çalışın, daha sonrasında pilotu dert etmenize gerek yok" şeklinde anlatılmıştır. 1917 yılında yaralanan Kızıl Baron, hemen kısa sürede tekrar savaş alanına dönmüş ve kısa bir sürede de kendi otobiyografisini yayınlamış, Almanya'nın en büyük kahramanlarından birisi haline gelmiştir. Yaralanmış olduğu için, halkın gözünde ölümünün birçok insanı demoralize edebileceği korkusuyla savaş pilotluğunu bırakması teklif edilse de, kendisi bir askerin her zaman savaş alanında bulunması gerektiğini belirtmiş ve savaşmaya devam etmiştir.

Ölümüne kadar 80 düşman uçağını indirmiş olan Richthofen, son skorundan bir gün sonra, 21 Nisan 1918'de ölmüştür. Ölümüyle ilgili birçok farklı teori vardır ancak benim okuduklarım arasında öne çıkan daha da ilginç bir teori vardır. 21 Nisan günü, Manfred'in kuzeni olan, daha sonradan 2. Dünya Savaşı'nda Luftwaffe'nin en önemli komutanlarından olacak olan Wolfram von Richthofen'in ilk hava deneyimidir. Wolfram'a ve diğer yeni pilotlara direkt çatışmaya girmemesine dair direktif vermiştir, aynı şekilde karşılarındaki Kanadalı yeni pilotlara da komutanları tarafından aynı direktif verilmiştir. Ancak Kanadalı genç pilotlardan Wop May, Richthofen ile çatışmaya girmiştir. Richthofen, May'i alçak irtifadan takip etmiş, 81. skorunu elde etmeye çalışmıştır. Ancak, bunu gören Kanadalı komutan Roy Brown da, Richthofen'in alçak irtifadan uçmasından fırsat edinerek hızlı ve basit bir manevrayla Richthofen'i vurmuştur. Richthofen'in kendisi her ne kadar ölümcül olarak yaralanmış olsa da, o sırada kullanmakta olduğu Fokker uçağını başarıyla indirebilmeyi başarabilmiş, uçağı indirdikten sonra da ölmüştür. Buradaki diğer teorilerden birisi de, Richthofen'in Roy Brown tarafından değil de yerdeki bir uçaksavar tarafından vurulduğu yönündedir ancak gerçek tam olarak bilinmemektedir.

Manfred von Richthofen, Kızıl Baron, öldüğünde 80 düşman uçağı avlamış olup, Birinci Dünya Savaşı'nda en çok savaş uçağı düşüren savaş pilotu olmuştur. En ünlü as ( ace ) pilotlardan olan Richthofen'in bu rekoru, 2. Dünya Savaşı'nda başka bir Alman pilot, Erich Hartmann tarafından 352 skoruyla geçilmiş olsa da, buradaki en önemli faktör tamamen teknolojinin ve uçakların gelişmiş olmasıdır. Richthofen'in Türk Tarihi açısından önemi ise kendisinin sahip olduğu, Osmanlı İmparatorluğu tarafından 1. Dünya Savaşı sonucunda verilmiş olan İmtiyaz, Liyakat ve Harp Madalyalarına sahip olmasıdır. Genellikle bu madalyalar, Osmanlı topraklarında savaşmış olan başarılı askerlere verilmiş olsa da, Richthofen'in neden bu madalyalara sahip olduğu tam olarak bilinmemektedir. Kendisi Çanakkale Savaşı'nda yer edinmiş midir, edinmemiş midir, ben herhangi bir kaynak bulamadım ancak Mustafa Kemal'in de Harp Madalyası ( Gallipoli Star ) sahibi olduğunu düşünürsek, Manfred'in de Çanakkale Savaşı'nda yer edinmiş olması çok muhtemeldir.