Komitacı Subay Enver Paşa

27 Nisan 2019

Türkiye tarihinin son yüzyıldaki en tartışmalı karakterlerinden birisi, kimilerinin hürriyet kahramanı olarak gördüğü; kimilerinin ise hakkında tam tersini düşündüğü Enver Paşa'dır. I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı İmparatorluğu topraklarında savaşmış bir Alman subayının anılarında istemek ile yapabilmek kavramlarını karıştıran birisi olarak betimlediği, yapılması mümkün olmayan şeyleri vaat ettiği öne sürülen Enver Paşa, adına sigaraların üretildiği, Osmanlı İmparatorluğu topraklarının Enverland olarak anıldığı bir dönemin ardından; Kurtuluş Savaşı sırasında Atatürk tarafından engellendiği için Anadolu'ya dönememiş, son yıllarını Turan diyarlarında İslamcılık ülküsü peşinde geçirmiş, bu uğurda ölmüştür.

Gençlik Yılları

İsmail Enver Bey, 1908'e kadarki hayatını anlatmış olduğu anılarında belirttiğine göre Hacı Ahmet Paşa ve Ayşe Dilara Hanım'ın oğulları olarak 22 Kasım 1881'de İstanbul, Divanyolu'nda dünyaya gelmiştir. Enver Paşa'nın Türklüğü ve Müslümanlığı Türkiye'de Talât Paşa kadar tartışma konusu olmamıştır; ancak Paul Arnsberg gibi bazı Alman tarihçiler Enver Paşa'nın Sabetayist kökenlere sahip olabileceğini iddia etmişlerdir.

Enver Bey
Enver Bey

Enver Bey, Manastır Askerî Rüştiyesi ve Manastır Askerî İdadisi ve Harp Okulunun ardından Harp Akademisini 2. olarak bitirmiş ve Kurmay Yüzbaşı olarak Manastır'da görevlendirilmiştir. Eğitim hayatı boyunca Sultan II. Abdülhamid'i kötü gidişatın en büyük sorumlusu olarak gören ve yönetim tarzını beğenmeyen Enver Bey, muhtemelen II. Abdülhamid aleyhindeki konuşmalarının jurnallenmesi sonucunda, kendisinden bir yaş küçük amcası Halil Bey (Halil Kut Paşa) ile bu dönemde bir süre Yıldız'da sorgulanmışlardır.

Manastır'daki görev süresi boyunca birçok kez bölgedeki çeteler ile şiddetli çarpışmalarda boy göstermiş, örneğin, Nozhot Muharebesi'nde 56 askeri ile 250 kişilik Bulgar komitacılarını mağlup etmiştir. Ayrıca, Enver Bey bu dönemde kendisi gibi Manastır'da görevli olan Kâzım Bey (Karabekir) ile büyük bir samimiyet kurmuştur.

İttihat ve Terakki

İttihat ve Terakki'nin kuruluşu Osmanlı Hürriyet Cemiyeti'nin 1907 yılında Terakki ve İttihat ile birleşmesi ile olmuştur. Selânik'te 1906 yılında kurulmuş olan Osmanlı Hürriyet Cemiyeti'nin 152 numaralı üyesi ise Enver Bey olmuştur. II. Abdülhamid yönetiminden memnun olmayan birçok genç Osmanlı subayının yer aldığı bu cemiyette, Enver Bey de istibdata son vermek gayesi ile yer almıştır. Enver Bey, Manastır'da olduğu dönemde sadece Bulgar, Rum ve Arnavut çeteleri ile çarpışmamış, aynı zamanda Kâzım Bey ile birlikte İttihat ve Terakki'nin Manastır şubesini örgütlemişlerdir. Birçok tarihçiye göre iyi bir teşkilâtçı olan Enver Bey'in bu dönemdeki çalışmaları ile Selânik'te bir dönem sönmüş olan devrim ateşini tekrardan yaktığı, Kâzım Karabekir tarafından da aktarılmaktadır.

II. Meşrutiyet'in İlanı

1908 yılı ile birlikte İttihat ve Terakki'nin faaliyetleri de artmış, komitacılık faaliyetleri öne çıkmıştır. İttihat ve Terakki Merkez-i Umumi'sinin kararı ile; Haziran ayında Enver Bey'in kardeşinin eşi olan Selânik Merkez Kumandanı Kurmay Albay Nazım Bey'e düzenlenen suikastin başarısız olması, şüpheleri Enver Bey'in üzerine çekmiş, Enver Bey İstanbul'a çağrılmıştır.

Enver Bey ve Resneli Niyazi Bey
Enver Bey ve Resneli Niyazi Bey

Selânik'te gerçekleşmiş Merkez-i Umumi toplantısı sonucunda İstanbul'a gitmek yerine dağa çıkmasına karar verilen Enver Bey, II. Abdülhamid'in meşrutiyeti ilan etmesi için 12 Haziran 1908'de Selânik'i Vardar kapısından terk ederek Manastır'a doğru yol almıştır. Bu esnada Resneli Niyazi Bey'in de dağa çıktığının haberini alması üzerine, Enver Bey, Niyazi Bey'in Manastır'da yeteri kadar etki yapacağını düşünerek, Tikveş'e doğru yolunu değiştirmiştir. Tikveş'te Enver Bey'e Mustafa Kemal Bey (Atatürk) tarafından ulaştırılan belgelerde kendisine İTC tarafından Rumeli Genel Müfettişi olarak atandığı bildirilmiştir. Ayrıca 9 Haziran 1908'de İngiliz Kralı ile Rus Çarı'nın Reval'de görüştüklerinin duyulması da Jön Türkleri isyana teşvik eden en önemli sebeplerden birisi olmuştur.

Hürriyet Kahramanı

Şükrü Hanioğlu tarafından bu dönemde özellikle Kitlelerin Psikolojisi adlı kitabı ile ülkemizde tanınan Gustave Le Bon'dan oldukça etkinlendiği öne sürülen Enver Bey, Tikveş'te hararetli bir ihtilal konuşması yapmış, her geçen gün etrafındaki kişi sayısı ise katlanarak artmıştır. Gittikçe büyüyen bu komitacılık faaliyetine Saray'ın tepkisi ise Korgeneral Şemsi Paşa'yı Manastır'a göndermek olmuştur. Manastır'a gelen Şemsi Paşa, burada Mülazım Atıf tarafından vurularak öldürülmüş, bu olayın ardından durumun vahametini anlamaya çalışan Sultan Hamid'e Manastır Valisi Hıfzı Paşa'nın "Burada benden başka herkes İttihatçıdır!" dediği rivayet edilmiştir.

Hürriyet Kahramanı
Hürriyet Kahramanı Enver Bey

İTC önde gelenleri aldıkları karar ile, eğer Sultan II. Abdülhamid meşrutiyeti ilan etmezse, Enver Bey'e İstanbul'a yürümesi yönünde kararı bildirmiş, Enver Bey de 22 Temmuz 1908'de Köprülü'ye gelmiştir. Daha sonradan İTC tarafından milli bayram ilan edilecek 23 Temmuz 1908'de; Enver Bey Köprülü'de, Niyazi Bey Resne'de, İTC heyeti ise Manastır ve Selânik'te meşrutiyetin ilan edildiğini duyurmuş; Sultan Hamid Meclis-i Mebusan'ı toplantıya çağırmıştır.

Meşrutiyet'in ilan edilmesinden sonra Selânik'e giden Enver Bey'i büyük bir kalabalık beklemiş, Enver Bey, burada Talat Bey ve halk tarafından, henüz 27 yaşında iken, "Hürriyet Kahramanı" olarak karşılanmıştır.

31 Mart İsyanı

Meclis-i Mebusan, II. Abdülhamid'in nutkunun okunmasının ardından "Yaşasın Niyazi, Yaşasın Enver!" sözlerinin de yer aldığı Mebusan Marşı ile açılmıştır. İmparatorluktaki popülerliği her geçen gün artan Hürriyet Kahramanı Enver Bey, 5 Mart 1909'da Berlin Askeri Ataşesi olarak görevlendirilmiş, burada Alman kültüründen ve askeri disiplininden etkinlenmiş, Almanca konuşmayı öğrenmiştir.

Rumî Takvim'e göre 31 Mart 1325'te başladığı için 31 Mart İsyanı olarak bilinen, Miladî Takvim'e göre 13 Nisan 1909'da başlamış gerici kalkışmayı bastırmak amacıyla, Selânik ve Edirne'de bulunan birliklerden toplanan askerler ve subaylardan "Hareket Ordusu" adında bir ordu oluşturulmuştur. Başlangıçta kurmay başkanlığını Mustafa Kemal Bey'in yaptığı Hüseyin Hüsnü Paşa komutasındaki ordu Yeşilköy'e kadar gelmiş ve burada bir süre beklemiştir. 31 Mart İsyanının haberini alan Enver Bey, toplanmış olan Hareket Ordusuna katılmak için Berlin'den gelmiş, Mahmut Şevket Paşa'nın komutanlığı devraldığı orduda kurmay başkanı olmuştur.

Hareket Ordusu
Hareket Ordusu, arkada sağdan ikinci Enver Bey

İstanbul'a giren Hareket Ordusu kısa bir süre içerisinde isyanı bastırmış, Taşkışla, Davutpaşa ve Taksim'deki kışlalarda yer alan askerleri etkisizleştirdikten sonra Yıldız Sarayı'na hareket etmiş, tarihe "Yıldız Yağması" olarak geçen hadise sonucunda saray kütüphanesi haricindeki neredeyse her şey yağmalanmıştır. Kâzım Karabekir anılarında Yıldız Sarayı'na ilk ulaşan birliğin kendi birliği olduğunu iddia etse de, Enver Bey'in Yıldız Sarayı'nı teslim aldığı yönünde o dönem haberler yapılmış, Enver Bey'in ünü daha da artmıştır.

Enver Bey, isyan bastırıldıktan sonra Berlin'e dönmüş, burada Kayzer Wilhelm'in birçok yakını da dahil birçok kişi ile yakın ilişkiler kurmuştur. 1910 yılında ordu için sipariş verilmiş toplar için Londra'ya giden Enver Bey, burada bir kahraman gibi karşılanmış, İtalyan devrimcilere benzetilmiştir.

Trablusgarp ve Balkan Savaşları

1911 yılında İtalyanlar sömürgeleştirme politikaları gereği Osmanlı kontrolündeki Libya'ya çıkartma yapmışlardır. Libya ile karadan direkt bağlantısı olmayan, aynı zamanda yeterli donanması olmayan Osmanlı İmparatorluğu, Libya'yı ancak ve ancak gönüllü subayları ve onların örgütlediği yerel halk kuvvetleri ile müdafaa etmek zorunda kalmıştır.

Mustafa Kemal ve Enver Bey
Mustafa Kemal ve Enver Beyler Trablusgarp'ta

Libya'nın işgalini duyunca Berlin'i terk ederek Kuzey Afrika'ya ulaşan Enver Bey, aralarında Mustafa Kemal Bey ve Fethi Bey'in de olduğu diğer subaylarla birlikte gerilla savaşını örgütlemiş, İtalyan düzenli ordusuna karşı büyük başarılar elde etmişlerdir.

8 Ekim 1912'de I. Balkan Savaşı'nın başlaması, Osmanlı İmparatorluğu'nu I. Lozan Antlaşması'nı, veya diğer bilinen adıyla Uşi Antlaşması'nı, imzalamak zorunda bırakmış, Enver Bey ve diğer Osmanlı subayları Libya topraklarını terk etmek zorunda kalmıştır.

Bâb-ı Âli Baskını

I. Balkan Savaşı'nın başarısızlık ile sonuçlanması, Kıbrıslı Kâmil Paşa ve hükümetini Bulgarlar ile barış antlaşması görüşmelerine zorlamıştır. Kâmil Paşa yönetiminden memnun olmayan Enver Bey öncülüğündeki İttihat ve Terakki üyeleri, Edirne'nin Bulgarlara bırakılacağı haberini yayarak 23 Ocak 1913'te Bâb-ı Âli'ye doğru yola çıkmışlardır.

Enver Bey Bâb-ı Âli Baskını
Enver Bey Bâb-ı Âli Baskını sonrası İngiliz temsilci ile

Ömer Naci ve Ömer Seyfettin Bâb-ı Âli önünde halkı galeyana getirirken, aralarında Yarbay Enver Bey, Talat Bey ve Yakup Cemil'in bulunduğu İttihatçılar kabine toplantısını basmışlardır. Çıkan arbedede, Harbiye Nazırı Nâzım Paşa, Yakup Cemil tarafından öldürülmüş, Sadrazam Kâmil Paşa ise istifaya zorlanmış, Mahmut Şevket Paşa yeni sadrazam olmuştur.

Edirne Fatihi

Diğer Balkan devletlerinin Bulgaristan'a saldırmaları, Osmanlı İmparatorluğu'na Edirne'yi geri alma şansı sağlamıştır. Neredeyse hiçbir direnişle karşılaşmadan Edirne'ye yaklaşan Osmanlı Ordusu'nun öncü birlikleri, şehre girmeden önce Enver Bey tarafından bekletilmiş, şehre Enver Bey öncülüğünde girilmiştir. Şehrin Enver Bey tarafından alındığı haberleri imparatorluk topraklarında yayılmış, Enver Bey, ünvanlarına Edirne Fatihi'ni de eklemiştir.

Harbiye Nazırlığı

Edirne'nin geri alınmasından sonra kısa süre içerisinde önce albaylığa, sonrasında da generalliğe yükseltilen Enver Bey, Sadrazam Said Halim Paşa'yı ziyaret ederek Harbiye Nazırı olmak istediğini belirtmiş, Ahmet İzzet Paşa'nın istifa etmesi veya ettirilmesi ile henüz 33 yaşında Harbiye Nazırı olmuştur.

Harbiye Nazırı Enver Paşa
Harbiye Nazırı Enver Paşa

Harbiye Nazırı Enver Paşa, 1911 yılında nişanlanmış olduğu hayatının aşkı Naciye Sultan ile 1914 yılında evlenmiş, ilerleyen yıllarda Türkistan'da dahi kullanacağı Padişah Damadı veya Dâmâd-ı Şehriyâri ünvanını kazanmıştır.

Enver Paşa'nın I. Dünya Savaşı'ndan hemen önce; bu dönemdeki en önemli icraatı, ordu içerisinde yer alan yaşlı subayları emekli etmesi ve orduyu gençleştirmesi olmuş, Liman von Sanders öncülüğündeki Alman heyetinin ordudaki etkisi artmıştır.

I. Dünya Savaşı

I. Dünya Savaşı'nın başlamasından önce Enver Paşa Rusya ile, Cemal Paşa Fransa ile, Talât Paşa İngiltere ile ittifak görüşmeleri yapsa da, Osmanlı İmparatorluğu toprakları çoktan bu devletler tarafından paylaşıldığı için, ittifak görüşmeleri başarısızlıkla sonuçlanmış, Osmanlı Devleti savunmasız ve çaresiz olarak ortada kalmıştır. Bu durumun farkında olan İTC heyeti, Enver Paşa'nın da hevesli olduğu şekilde, Almanya ile ittifak yapmak zorunda kalmıştır.

11 Ağustos 1914'te Said Halim Paşa'nın yalısına "Bir oğlumuz dünyaya geldi" diyerek Goeben ve Breslau'nun satın alındığını duyuran Enver Paşa, bu gemilerin Karadeniz'e çıkmalarını bir süre engellemiş olsa da, Yavuz ve Midilli adını almış olan bu gemiler, Enver Paşa'nın onayı dahilinde, 29 Ekim 1914'te Rus limanlarını bombalamış, Osmanlı İmparatorluğu resmi olarak savaşa girmiştir.

Sarıkamış Harekâtı

I. Dünya Savaşı'nın başlangıcında Osmanlı İmparatorluğu ordularının büyük çoğunluğu Çanakkale ve Kafkas cephelerinde konuşlandırılmıştır. Doğuya bu kadar büyük ordunun yığılmasının en büyük sebebi, bu bölgedeki Rus güçlerinin zayıf olması ile, her ne kadar kimi tarihçiler inkâr etse de, Enver Paşa'nın Turan diyarlarına ulaşmak isteğidir. Bu istek savaşın son günlerinde dahi mevcudiyetini korumuş, Kâzım Karabekir'in anılarında belirttiğine göre; Enver Paşa savaşın bitmesine yakın doğudaki orduya İran'ın içerilerine ilerleme emri vermiştir.

Enver Paşa ve Otto von Feldmann
Enver Paşa ve Otto von Feldmann

Savaşın başında Rusların Köprüköy'ü işgal etmelerinin ardından, Pasinler'e olan ilerlemeleri durdurulmuş, Rus ordusu büyük kayıplar vermiştir. Her ne kadar Ruslar geri çekilmek zorunda kalmış olsa da; cephe komutanı Hasan İzzet Paşa, Enver Paşa'nın saldırı emirlerine uymamış, Osmanlı ordusu Rus ordusunu bozguna uğratma fırsatını kaçırarak geri çekilmiştir. Bu husus Enver Paşa'yı bizzat cepheye getirmiş, ardından Sarıkamış'a düzenlenen çevirme harekâtında Arif Baytın'ın komuta ettiği 29. tümen taarruz emrine uymamış, Enver Paşa, Albay Arif hakkında idam kararı vermiştir. Her ne kadar bu karar uygulanmamış olsa da, yürürlülüğe koymak konusunda gecikmiş olan harekâtın devamı facia ile sonuçlanmış, on binlerce Osmanlı askeri soğukta donarak, şehadete kavuşmuştur.

İstanbul'a Dönüş

Enver Paşa, Sarıkamış bozgununun ardından İstanbul'a dönmüştür. Sarıkamış'ta ne olduğu uzunca bir süre saklı tutulmuş, Enver Paşa'nın itibarı zedelenmiştir. Paşa, Çanakkale Savaşı'nda başkomutan olarak yer almış, diğer cepheleri de sürekli olarak denetlemiştir.

Liman von Sanders ve diğer Alman subaylar, bu dönemden bahsederken Enver Paşa'yı pek iyi bir taktisyen olmadığı konusu da dahil olmak üzere, birçok konuda eleştirmişlerdir. Liman von Sanders, "Türkiye'de 5 Yıl" adlı kitabında özellikle Enver Paşa'yı en seçkin ve donanımlı birlikleri Galiçya Cephesi'ne göndermek ve imkansız hayaller peşinde koşmak konusunda sert biçimde eleştirmiştir. Ayrıca Liman Paşa, Alman yönetiminin tavrını da eleştirmiş, Almanya'dan gönderilen mühimmat kutularının üzerinde yazan Enverland yazısından da anılarında bahsetmiştir.

Hüsamettin Ertürk'ün anılarına dayandırılan İki Devrin Perde Arkası'nda Enver Paşa'nın bu dönemde II. Abdülhamid'i ziyaret ettiği ve ondan birçok konuda öğüt aldığı anlatılmaktadır. Ayrıca Samih Nafiz Tansu'nun bu kitabında, Enver Paşa'nın, Yakup Cemil'in Enver Paşa'ya düzenlemeyi planladığı suikastten haberdar olduktan sonra Talât Paşa ile gerginlik yaşadığından bahsedilmektedir.

Mustafa Kemal, Enver ve Cemal Paşa
Mustafa Kemal, Enver ve Cemal Paşalar

Bu dönemde Enver Paşa'nın genelkurmay başkanı olduğu Osmanlı ordusunun en büyük zaferi Kût'ül-Amâre zaferi olmuş, Cemâl Paşa tarafından planlanan kanal harekâtları ve devamındaki Filistin savunmaları başarısızlıkla sonuçlanmıştır.

Kafkas İslam Ordusu

1917'de gerçekleşmiş Bolşevik İhtilali sonucunda Rusların doğudan çekilmeleri, bölgede bir güç boşluğu oluşturmuş, bu durum Ermenistan Demokratik Cumhuriyeti'nin kurulmasına önayak olmuştur. Vehip Paşa komutasındaki ordu bu dönemde Çarlık Rusyası tarafından işgal edilmiş bölgeleri geri almış, Ermeniler ile çarpışmıştır.

Diğer taraftan Enver Paşa, 1918 yılında Kafkas İslam Ordusu adı altında tamamı Müslümanlardan oluşan bir ordu tesis etmiş, bu ordunun başına kardeşi Nuri Paşa'yı geçirmiştir. Nuri Paşa komutasındaki bu ordu Bakü önlerine kadar gelmiş, kuşatmanın ardından İngilizler geri çekilerek şehri 15 Eylül 1918'de Kafkas İslam Ordusu'na bırakmıştır.

Nusret Kopuzlu'nun Bizim Ahıska dergisinde aktardığına göre; Enver Paşa, 1918 yılında Yavuz zırhlısı ile Batum'a gelmiştir. Buna çok sevinen Azerbaycan Türkleri, Paşa'yı, Enver Paşa Marşı adında bir manzume ile karşılamışlardır: Hoş gelişler ola, Kahraman Enver Paşa!

Sürgün Yılları ve Ölümü

30 Ekim 1918'de imzalanmış olan Mondros Mütarekesi'nin ardından, Enver Paşa, diğer İttihat ve Terakki önde gelenleri ile birlikte; bir Alman torpido botu aracılığı ile İstanbul'u terk etmek zorunda kalmıştır. Enver Paşa, Odessa üzerinden Berlin'e geçmiş, burada Karl Radek ile iyi ilişkiler kurmuş, sonrasında Moskova'ya geçmeye karar vermiştir. Enver Paşa, Dr. Bahattin Şakir ile birlikte bu amaç doğrultusunda bir uçak ile Berlin'den havalanmış, ancak bu yolculuk esnasında uçak arızalanarak günümüzde Litvanya'da yer alan topraklara çakılmıştır. Enver Paşa, buradan sağ kurtulsa da esir alınmış, ancak bir şekilde kaçmanın yolunu bularak Berlin'e geri dönmüştür. Berlin'den tekrar Moskova'ya gitmek için birkaç kez daha başka uçaklar ile havalanan Enver Paşa, hiçbir seferinde Moskova'ya hava yolu ile ulaşamamış, son denemesinde Estonya'da tekrar esir alınmıştır. Paşa en sonunda kara yolu ile Moskova'ya ulaşmış, burada Bolşevik önde gelenleri ile ilişkiler kurmuştur.

Enver Paşa Buhara'da
Enver Paşa Buhara'da

1920 yılında Bakü'deki Birinci Doğu Halkları Kurultayı'na Libya, Tunus, Cezayir ve Fas'ı temsilen katılan Enver Paşa, burada bir bildirisini okutmuştur. Ancak Şevket Süreyya Aydemir'in Suyu Arayan Adam'da belirttiği üzere bu bildiri pek de olumlu karşılanmamış, Enver Paşa'nın şark ülkelerindeki efsanevi havası kaybolmuş, muhtemelen Şevket Süreyya gibi birçok kişinin gözünde Paşa sıradanlaşmıştır.

Enver Paşa, Yunan Ordusu'nun ilerlemesi sebebi ile 1921 yılında Batum'a gelmiş, buradan Anadolu'ya geçmek için Sakarya Muharebesi'nin sonuçlanmasını beklemiştir. Bu sırada yazmış olduğu mektuplarda süvari birlikleri ile Anadolu'ya girerek komutayı devralmayı planladığını söyleyen Enver Paşa'nın Anadolu'ya girişi Mustafa Kemal tarafından veto edilmiş; Paşa, Moskova'ya dönmek zorunda kalmıştır.

1921 yılının sonlarında Basmacı Ayaklanması'nı bastırmak üzere Bolşeviklerce Orta Asya'ya gönderilmiş olan Enver Paşa burada tam tersini yaparak ayaklanmaya katılmış ve burada Bolşevik güçlerine karşı savaşmıştır.

1922 Kurban Bayramı için emrindeki birliklere izin vermiş olan Enver Paşa, 4 Ağustos 1922 günü sürpriz bir saldırı ile karşılaşmış, bu saldırıya karşı yaptıkları atakta, kimi kaynaklara göre Hagop Melkumian komutasındaki Kızıl Ordu birliğinin mitralyözü tarafından öldürülmüş, Tacıkistan topraklarında yer alan Âbıderyâ Köyü'ne gömülmüştür. Paşa'nın cenazesi 1996 yılında Türkiye'ye getirilmiş, 15 Ağustos 1996'da devlet töreniyle Âbide-i Hürriyet'e defnedilmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk ile İlişkileri

Atatürk ile Enver Paşa'nın pek iyi ilişkileri olmadığı konusu hemen hemen o dönemde yaşamış herkes tarafından dillendirilmiştir. İttihat ve Terakki günlerinden itibaren büyük fikir ayrılıkları olan Enver Paşa ile Mustafa Kemal'in ilk ciddi atışmaları, ordu ile siyasetin ayrılması konusunda olmuş, ancak Fethi Bey haricinde Mustafa Kemal kendisine o dönemde destek bulamamıştır.

I. Dünya Savaşı sırasında Mustafa Kemal'in Çanakkale'de gösterdiği başarılara rağmen, hak ettiği terfiler yine Harbiye Nazırı Enver Paşa tarafından engellenmiş, Mustafa Kemal generalliğe ancak 1916 yılında Diyarbakır'da yükseltilmiştir.

Sürgünde olduğu yıllarda Enver Paşa, Anadolu'daki direnişe katılmak için Mustafa Kemal Atatürk'e birçok mektup yazmış olsa da, aldığı cevaplar hiçbir zaman olumlu olmamıştır. Bu mektuplarda Enver Paşa farklı bir üslup benimsemiş, yazmış olduğu kimi mektuplarda siz diye başlayıp sen diye bitirmiştir.