Teşkilâtçı Sadrazam Talât Paşa

22 Şubat 2019

Talât Paşa, Osmanlı İmparatorluğu'nda Üç Paşalar İktidarı olarak bilinen dönemde Dahiliye Nazırlığı (İçişleri Bakanı) ile Sadrazamlık (Başbakanlık) görevlerini yürütmüş, imparatorluğun son yüzyılının en tartışmalı figürlerinden birisidir. Teşkilâtçılığı ve zekâsı ile İttihat ve Terakki'nin iktidara gelmesi hususunda büyük katkıları olan Mehmed Talât Paşa, Enver ve Cemal Paşalar ile birlikte oluşturdukları triumvirlik yönetiminde, Ermeni Tehciri'nin gerçekleştiği 1915 yılında Dahiliye Nazırı olduğu için sözde soykırımın bir numaralı sorumulusu olarak görülmektedir. Son yıllarını Berlin'de sürgünde geçiren Edirne doğumlu Paşa, bu dönemde Ermeni Tehciri'nin soykırım amacı ile gerçekleştirilmediğini anlatmak için birçok görüşme gerçekleştirip, anılarını tertip etmiş olsa da, Taşnak Partisi'nin öncülüğünde gerçekleştirilmiş Nemesis Operasyonu'nun ilk kurbanlarından birisi olmuştur.

Gençlik Yılları ve Jön Türk Hareketi

Mehmed Talât Bey (1917'de Paşa ünvanını almıştır), orta gelirli bir ailenin oğlu olarak 10 Nisan 1874'te Edirne'nin Kırcaali ilçesinde dünyaya gelmiştir. Kökeni ile ilgili geçmişte olduğu gibi günümüzde de birçok tartışma mevcuttur. Dönemin Amerikan elçisi Henry Morgenthau ve Dr. Rıza Nur gibi kişiler, kendi anılarında Talât Paşa'nın Pomak ve Çingene kökenlere sahip olduğunu iddia etmişlerdir. Ancak bu iddialara Talât Paşa kendi anılarında, Türk ve Müslüman bir baba ile Kayseri kökenli bir annenin Müslüman oğlu olarak doğduğu şeklinde karşılık vermiştir.

Talât Bey
Mehmed Talât Bey

Hüseyin Cahit Yalçın'ın İttihat ve Terakki'nin ruhu, mihveri, belkemiği ve bir nevi şefi olarak tanımladığı Talât Bey'in, parlak bir eğitim hayatı olmamış, hatta bu durumdan ötürü çeşitli eleştirilere maruz kalmıştır. Edirne Askeri Rüştiyesinden öğretmeni ile yaşamış olduğu tartışma sebebi ile diplomasını alamamış, Edirne'deki posta ofisinde işe girmiştir. Edirne'de olduğu bu dönemde, yine Edirne'de yer alan Musevî Alyans Cemiyetine ait bir okulda Türkçe öğretmenliği yapmış, burada Fransızca öğrenmiştir.

Bulgaristan Türk'ü gazeteci eniştesi İsmail Yürükoğlu aracılığı ile Jön Türk düşüncesinden haberdar olan ve bu akımın azılı takipçisi haline gelen Talât Bey, 1896 yılında imparatorluk jurnalcilerinin radarına takılmıştır. Bir telgraf sebebi ile yargılanan ve devamında hapis cezası alan Talât Bey, bu sürecin sonunda Edirne'den Selanik'e uzaklaştırılmıştır.

Talât Bey, Selanik'te Posta ve Telgraf İdaresi bünyesinde 1908 yılına kadar çalışmış, ayrıca Selanik Hukuk Fakültesinde üç yıl hukuk dersleri almıştır. 1903 yılında II. Meşrutiyet Hükümetinde Maliye Nazırlığı yapacak olan Sabetayist Mehmet Cavid Bey ile tanışan, devamında Selanik Mason Locasına üye olan Talât Bey, İttihat ve Terakki'nin Kuruluşu ile sonuçlanacak süreçte aktif rol almıştır.

Her ne kadar II. Meşrutiyet'in ilanından önceki bu süreçte Dr. Nâzım ve Dr. Bahaddin Şakir gibi karakterler daha çok öne çıkmış olsalar da, Talât Bey, bu dönemde Makedonya bölgesindeki genç subaylar ile sıkı ilişkiler kurmuş, ayrıca Osmanlı bürokrasisinde sistemin nasıl işlediğini çok iyi çözümlemiştir. Sonuç olarak sistemi iyi tanıması ve kurmuş olduğu bu ağ, ilerleyen yıllarda İttihat ve Terakki'nin yönetimi ele geçirmesinde büyük faydalar sağlamıştır.

İttihat ve Terakki'nin Yükselişi

23 Temmuz 1908'de II. Meşrutiyet'in ilan edilmesi ile birlikte, İttihat ve Terakki'nin 1908'den 1918'e kadar en güçlü parti olarak kalacağı süreç başlamıştır. Edirne mebusu olarak Meclis-i Mebusan'a giren Mehmed Talât Bey, 1909 yılında, 35 yaşında Dahiliye Nazırı ve Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locasının ilk büyük üstadı olmuştur. Balkan Savaşlarından önce birçok kişi tarafından da İttihat ve Terakki'nin lideri olarak görülen Talât Bey, 1911 yılına kadar Dahiliye Nazırlığı görevini yürüttükten sonra bu görevden istifa etmiş, 1912 yılında Posta ve Telgraf Nazırı olmuştur.

31 Mart Vakası İttihat ve Terakki'nin güçlenmesini sağlayan en önemli olaylardan birisi olmuştur. Bu süreçte şeriat yanlıları tarafından linç edilmek üzere aranan Talât Bey, Ermeni Devrimci Federasyonu üyesi Haçadur Malumyan'ın evinde saklanmak zorunda kalmış, sonrasında bu süreçte şaşkın ve etkisiz kaldığı yönünde eleştirilere maruz kalmıştır. 31 Mart Vakası'nın hemen ardından gerçekleşmiş Adana Olayları'nda binlerce Ermeni'nin ölmesi günümüzde hala Talât Paşa'nın peşinde olan suçlamaların ilk fitilini ateşlemiştir. 24 Nisan 1909'da Mahmud Şevket Paşa önderliğindeki Hareket Ordusu'nun İstanbul'un tamamına hakim olması ve 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesi İttihat ve Terakki'nin güç gösterisine dönüşmüş, ilerleyen süreçte Cavid ve Talât Beylerin genç yaşlarda nazır (bakan) olmaları ile tescillenmiştir. Ancak 1910'da Arnavutluk'ta çıkan isyan İttihat ve Terakki'yi güç durumda bırakmış, bu sebeple Osmanlıcılık düşüncesi öne çıkarılmıştır. Diğer yandan meclisteki tartışmalar ve keskin fikir ayrılıkları, Talât Bey'in meşrutiyete ve parlamenter sisteme olan inancını azaltmıştır.

Talât Paşa
Talât Paşa

Bu esnada Talât Bey, 1910 yılında, 1895 doğumlu Hayriye Hanım (Hayriye Talât Bafralı) ile evlenmiştir. Ali Münif Bey hatıralarında, sadece Talat Paşa'nın birleştirici ve teşkilâtçı karakteri ile zekasından ve kuvvetli hafızasından bahsetmemiş, aynı zamanda bu evlilikten de bahsetmiştir. Talât Paşa'nın her arkadaşına zengin kız bulurken, kendisinin para ve pula olan nefretinden ötürü fakir bir kız aldığını belirtmiştir. Ayrıca, çocukları olmadığı için Talât Paşa'nın gizli tahliller yaptırdığını ve bu tahliller sonucunda çocuğu olamayacağını öğrendiğini aktarmıştır.

1911'de Trablusgarp Savaşı'nın başlaması Osmanlı İmparatorluğu ile İttihat ve Terakki'yi sıkıntılı duruma sokmuştur. İttihat ve Terakki'nin ciddi bir varoluş imtihanı verdiği bu dönemde Hakkı Paşa Hükûmeti yerini Said Halim Paşa Hükûmetine bırakmış, bu dönemde Winston Churchill'e mektup yazılarak, İtalya'ya karşı İngiltere'nin desteği istenmiştir. Bu süreçteki bir önemli gelişme ise Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın kurulması olmuş, İttihat ve Terakki çoğunluk gücünü kaybetme tehlikesi ile karşılaşmıştır. Ancak 1912 yılının Ocak ve Şubat aylarında gerçekleşmiş ve tarihe şaibeli olduğu düşünüldüğü için "Sopalı Seçimler" olarak geçmiş seçim sonucunda İttihat ve Terakki 270 milletvekili koltuğunun 264'ünü ele geçirmiştir.

8 Ekim 1912'de patlak veren I. Balkan Savaşı, Osmanlı İmparatorluğu tarihinin en büyük facialarından birisi olmuştur. Savaşın başlangıcından sonra başa gelen Kâmil Paşa Hükûmeti İttihatçılara karşı cadı avına girişmiş, ancak başarılı olamamıştır. Devamında Bulgarların Edirne'nin boşaltılmasını istemesi ve Kâmil Paşa'nın Bulgarlar ile antlaşma yaparak savaşa son vermek istemesi Enver Bey ve Talât Bey'i bir darbe yapılması konusunda harekete geçirmiştir. Tarihe Bâb-ı Âli Baskını olarak geçmiş, 23 Ocak 1913'te gerçekleşmiş bu darbe sonucunda Nâzım Paşa ölmüş, Kâmil Paşa istifa etmiş, İttihat ve Terakki hükümeti ele geçirmiştir. Ardından çıkan II. Balkan Savaşı'nda ise en başından beri Edirne'nin alınmasının gerektiğini belirten Talât Bey, Tütün Rejisi'nden borç almış, bu borç sayesinde Enver Bey öncülüğündeki Osmanlı Ordusu Edirne'yi savaşmadan geri almıştır.

I. Dünya Savaşı ve Ermeni Tehciri

28 Haziran 1914'te Franz Ferdinand'ın Saraybosna'da suikaste uğraması, Avrupa'da iyice artmış olan tansiyonu daha da yükseltmiştir. Bosna Hersek'te gerçekleşmiş bu mühim hadise sonucunda, Kırım Savaşı'ndan sonra, Avrupa tekrar büyük bir savaşın eşiğine gelmiş; savaş başlamadan hemen önce İttihat ve Terakki müttefik arayışına çıkmıştır.

Savaşın öncesinde, sanılanın aksine, İttihat ve Terakki direkt olarak Almanya ile müttefik olmak için temasa geçmemiş, Almanya ile müttefik olmak zorunda kalmıştır. Öncelikli olarak Talât Bey, Mayıs 1914'te Ruslar ile ittifak arayışına geçmiş, Livadiya'da Rus Çarı ve heyeti ile görüşmüştür. Her ne kadar bu görüşme olumlu sonuçlanmasa da, Talât Bey, Alman Büyükelçi Hans Freiherr von Wangenheim ile olası bir Alman-Osmanlı ittifakını masaya yatırdıkları temmuz ayındaki görüşmede, Rusya'daki temaslarını koz olarak kullanmıştır. Ayrıca bir diğer taraftan Cemal Paşa temmuz ayında Fransızlar ile görüşmek için Paris'e gitmiştir. Her ne kadar Alman Büyükelçi, yazmış olduğu raporunda, Osmanlı ile ittifak yapılmaması gerektiğini önermiş olsa da, Ağustos 1914'te Osmanlı İmparatorluğu ile Alman İmparatorluğu gizli bir ittifak antlaşmasına imza atmış, sonrasında dünyaya savaşta tarafsız olduğunu duyurmuştur. Bu antlaşmanın başmimarı her ne kadar Enver Paşa olarak bilinse de, Cavid Bey anılarında Enver Paşa'nın Talât olmadan kendi başına bir şey yapamayacağını ifade etmiştir.

Talât, Halil ve Enver Paşa
Talât, Halil ve Enver Paşa

Osmanlı İmparatorluğu'nun imzalamış olduğu bu gizli antlaşmadan sonra, ordu seferberlik durumuna geçmiş, kapitülasyonların kaldırıldığı duyurulmuştur. Bir diğer taraftan Almanya, Osmanlı İmparatorluğu'ndan imzalamış olduğu ittifak antlaşmasına bir an önce uyup, en kısa sürede savaşa girmesini beklemiştir. Ancak Talât Bey ve Said Halim Paşa, hala savaşa resmi olarak dahil olmak için çok erken olduğunu düşünmektedirler.

Ağustos ayındaki bir diğer önemli gelişme, Wilhem Souchon'un komutanlığında, muharebe kruvazörü sınıfındaki Goeben ile hafif kruvazör sınıfındaki Breslau gemilerinin Almanlar tarafından İstanbul yollanması olmuştur. Fransız ve İngiliz gemileri tarafından kovalanan Goeben ve Breslau, 10 Ağustos 1914'te Çanakkale Boğazı'na ulaşmış, büyük bir uluslarası kriz oluşturmuşlardır. Talât Paşa'nın anılarında aktardığına göre, Said Halim Paşa ve kimi nazırlar, tarafsızlık gereğince bu gemilerin 48 saat içerisinde ya Çanakkale Boğazı'nı terk etmelerini ya da silah ve toplarını teslim etmelerini önerseler de, bu teklifler büyükelçi Wangenheim'i sinirlendirmiştir. Bu sırada Meclis-i Mebusan reisi olan Halil Bey (Halil Menteşe) ise bir anda gemilerin Osmanlı İmparatorluğu tarafından satın alınmasını teklif ederek, bu krizi çözen adımın atılmasını sağlamıştır. Gemiler satın alındıktan sonra, Talât Bey, Romanya ve Bulgaristan'a gitmiş, ancak onların savaşta tarafsız kalmayı tercih edeceklerini öğrenmiştir. Bu olayları takip eden zamanda Osmanlı İmparatorluğu'nun resmi olarak savaşa girmesi ise, isimleri Yavuz ve Midilli olarak değiştirilen ve Osmanlı bayrağı ile Karadeniz'e açılan Goeben ve Breslau'nun, muhtemelen Enver Paşa'nın emriyle, Rus hedeflerini bombalaması olmuştur. Talât Paşa anılarında bu olaydan haberdar olmadığını, Enver Paşa'nın ise bu olayın tek sorumlusu olduğunu belirtmiştir.

1914 yılında Talât Bey önderliğindeki hükümetin en önemli icraatlarından bir diğeri ise, çoğu Karadeniz'de yaşayanlardan oluşmak üzere, Anadolu kıyılarında yaşayan Rumları tehcire tâbi tutmak olmuştur. O dönemde İttihat ve Terakki'nin İzmir yöneticisi olan Celâl Bayar'ın "Gavur İzmir'i Türkleştirdik" şeklinde anlattığı bu olay sonucunda yüz binlerce Rum yer değiştirmiş, bir kısmı ise Amele Taburları altında askere alınmıştır. Yunanlar tarafından sözde Pontus Soykırımı olarak nitelendirilen bu olayın sebebi ise, Venizelos etkisi ile Rumlar arasında milliyetçiliğin artması ile hükümet aleyhindeki çalışmalar ve çetecilik faaliyetleridir.

Talât Paşa ve Fethi Bey Uçakta
Talât Paşa ve Fethiye'ye ismini veren Fethi Bey

Doğu Anadolu'da ise Bahaeddin Şakir önderliğinde anti Rus propagandası ve Rusya'ya karşı savaş hazırlıkları başlatılmıştır. Dönemin Erzurum Valisi Hasan Tahsin Uzer her ne kadar Ermeniler hakkında olumsuz bir rapor göndermemiş olsa da; Bahaeddin Şakir, Ermenilerin Ruslar tarafından kışkırtıldığını ve Osmanlı karşısında savaşmaya hazır olduklarını belirtmiştir. Bunların yanında Talât Paşa'nın anılarında da belge olarak sunmuş olduğu yazışmalar göstermektedir ki, Taşnak ve Hışnak Komiteleri Üçlü İttifak'ın ve Rus ordularının yanında savaşa katılarak, Ermenistan'da, Kilikya'da, Kafkasya'da ve Azerbaycan'da Ermenistan'ın kuruluşu için maddi ve manevi tüm güçlerini ortaya koyma niyetlerini açık olarak belirtmektedirler. Ayrıca seferberlik ilanına rağmen, Osmanlı Ordusu bünyesinde savaşa girmesi gereken Ermeni erkeklerinin birçoğunun kaçması, Muş, Bitlis ve Van'da çıkan Ermeni ayaklanmaları ile birlikte, İttihat ve Terakki'yi farklı politikalara sürüklemiş, Ermeni Patriği ile yapılan görüşmelerin de pek olumlu sonuç vermemesi, Talât Paşa'nın anılarında belirttiğine genel karargahta, Ermenilerin göç ettirilmesi yönünde karar alınmasına sebebiyet vermiştir.

Doğu'da Ruslara karşı savaşın başlaması ve devamında gerçekleşen Sarıkamış Harekatı'nın başarısızlığı bölgedeki Ermeni çetelerinin gücünü arttırmıştır. Van, Erzurum, Urfa, Adana, Boğazlıyan ve hatta İzmit ile Bursa'da çıkan Ermeni isyanları Paşa'nın anılarında bahsi geçen tehcir sebeplerindendir. 25 Şubat 1915'te Enver Paşa imzalı emir ile, Osmanlı ordusu bünyesinde yer alan Ermeniler, Amele Taburlarına yollanmış, 24 Nisan 1915'te yayınlanan kararname ile devrimci Ermeni örgütler kapatılmış, birçok Ermeni önde geleni ve komite üyesi hakkında yakalama kararı çıkartılmış, 29 Mayıs 1915'te Tehcir Kanunu'nun mecliste onaylanması ile 400 binden fazla Ermeni tehcire tâbi tutulmuş, 13 Eylül 1915'te tehcire tâbi tutulan Ermenilerin mallarına el konulmuştur. Tehcir boyunca, Ermenilerin başında jandarma birlikleri mevcut olsa da, çetelerin saldırıları, hastalıklar ve çeşitli ihmaller sebebiyle birçok Ermeni ölmüş, dönemin Dahiliye Nazırı olan ve sürecin başında bulunan Talât Bey'in Ermenilerce bir katil olarak görülmesine sebebiyet vermiştir.

Talât Paşa Brest Litovsk
İttifak Devletleri temsilcileri Brest Litovsk'ta, Soldan sağa, Max Hoffmann (Almanya), Ottokar Czernin (Avusturya-Macaristan), Talât Paşa, Richard von Kuhlmann (Almanya)

Talât Bey, I. Dünya Savaşı boyunca genellikle İstanbul'da yer almış, imparatorluğun siyası anlamda bir numaralı yöneticisi olmuş, 4 Şubat 1917'de Paşa ünvanını olarak sadrazam olmuştur. Her ne kadar Enver Paşa, askeri anlamda ülkenin lideri olarak görülse de, Ali İhsan Sabis'in aktardığına göre, dönemin Alman büyükelçisi Johann Heinrich von Bernstorff, 1917 yılında, Enver Paşa'nın kendileri ve sadrazam (Talât Paşa) sayesinde hala varlığını sürdürebildiğini belirtmiştir. 1917 yılında Ekim Devrimi'nin (Bolşevik İhtilali) gerçekleşmesinin ardından, Talât Paşa önderliğinde Kars, Ardahan ve Batum'un geri alındığı Brest-Litovsk ve Halil Menteşe öncülüğünde Batum antlaşmaları imzalanmış, Doğu Cephesi'ndeki savaşlar, kaybedilen toprakların kazanılması ve hatta Enver Paşa'nın kardeşi Nuri Paşa önderliğinde Bakü'nün ele geçirilmesi ile sonuçlandırılmıştır. Ancak, Filistin Cephesi'nde Alman subayları (Erich von Falkenhayn) ile ters düşmesinden sonra ordudaki görevinden istifa eden ve akabinde İstanbul'e dönen Mustafa Kemal ile yapmış olduğu görüşme sonucunda harbin kaybedildiğini anlayan ve hatta Cemal Paşa'ya başkenti Anadolu'nun merkezindeki bir şehre taşıma fikrini anlatan Talât Paşa, 1918 Eylül'ünde yapmış olduğu Berlin ve Sofya gezileri ile savaşın bittiğini ve kazanma ihtimalinin kalmadığını anlamıştır.

Sürgün Yılları ve Ölümü

Cemal Kutay, Üç Paşalar Kavgası adlı kitabında, Sultan Reşat'ın Rumeli seyahati sırasında Talât Paşa'nın falına bakan bir Pomak kadınının, Paşa'ya iki zabit kılıklı arkadaşı ile birlikte aynı yolda yürüdüklerini, sonlarının da birbirlerine bağlı olduğunu söylediğini aktarır. Enver, Cemal ve Talât'ın sonu Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasından sonra 2 Kasım 1918 günü bir Alman torpido botu ile başlamıştır. Talât Paşa, ayrılmadan önce, yeni sadrazam Ahmet İzzet Paşa'ya, üzgün olduğunu ve memleket işgalden kurtulduğu zaman yargılanmak için geri döneceğini belirten bir mektup bırakmıştır.

Sürgün hayatını Berlin'de geçiren Paşa, burada Ali Sâî takma adını kullanmış, çeşitli temaslarda bulunmuş, diğer İttihatçılarla da iletişimini sürdürmüştür. İtalya ile sürekli iletişim halinde olan Talât Paşa, Roma'da yer alan, Mustafa Kemal'in Milli Mücadele'ye davetini çeşitli mazeretler ile reddettiği için hiçbir zaman dışişlerinde kadro vermediği dönemin büyükelçisi Galip Kemali Bey ile sürekli iletişim halinde kalmış, aynı zamanda 1920 yılında Roma'ya giderek İtalyan Hariciye Nazırı Kont Sforza ile görüşmüştür. Ayrıca Paşa, Alman Genelkurmayı ile Bolşevikler arasındaki aracılardan birisi olan, Enver Paşa'yı ülkesinden çok kendi özel durumu için mücadele eden birisi olarak tanımlayan Karl Radek ile de görüşmüş, kendisini zekasıyla etkilemiştir. Bu görüşmelerinin haricinde, Emir Şekip Arslan'ın da aktardığına göre, Paşa'nın İngiliz Askeri İstihbaratı ile görüştüğü ve İngilizlerin, muhtemelen oyalamak ve takip etmek amacıyla, çeşitli tekliflerde bulundukları bilinmektedir.

Soğomon Tehliryan
Soğomon Tehliryan ve mezarı

Talât Paşa, 15 Mart 1921 günü, eşi Hayriye Hanım'a içinin sıkıldığını söyledikten sonra, kravat almak için dışarı çıkmış, ve bir daha geri gelmemiştir. Kimi tarihçilerin İngilizler tarafından planlandığını iddia ettikleri bir suikast sonucunda, Paşa, Berlin, Hardenberg Sokağı'nda, Nemesis Operasyonu kapsamında, Soğomon Tehliryan tarafından, Doktor Nâzım'ın aktardığına göre, arkasından, Luger ile kafasına sıkılan kurşun ile öldürülmüştür. Katil Soğomon Tehliryan, Berlin'de yargılanmıştır. Mahkemede Limon Von Sanders ve sözde Ermeni Soykırımı'nı savunanların kaynak olarak sıklıkla başvurduğu, ancak doğru olmadığı Taner Akçam haricinde birçok kişi tarafından kabul edilmiş, Andonyan Belgeleri'ni öne süren Aram Andonyan'ın yer aldığı çeşitli tanıklar dinlenmiştir. Her ne kadar Soğomon Tehliryan bu fiili kasten ve tasarlayarak yaptığını itiraf etmiş olsa da, Alman adaleti tarafından suçu kasten işlemediğine karar verilmiş ve serbest bırakılmıştır.

Paşa'nın cenazesi 1921 yılında Berlin'deki Türk mezarlığına kaldırılmış, Şubat 1943'te İstanbul'a getirilerek Âbide-i Hürriyet'e defnedilmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk ile İlişkileri

Hikmet Özdemir'in Üç Jöntürk'ün Ölümü kitabında Emel Akal'dan aktardığına göre Mustafa Kemal Atatürk'ü öne çıkaran iki tarih olgu olmuştur. Bunların ilki Meclis-i Mebusan'ın kapatılması iken, ikincisi Talât Paşa'nın Berlin'de öldürülmesi ile Paşa'nın yakınındakilerin Mustafa Kemal etrafında toplanması ve dolayısıyla Mustafa Kemal'in Enver yanlılarının karşısında güçlenmesidir.

Enver Paşa'nın aksine, Talât Paşa'nın Mustafa Kemal ile ilişkilerinin kötü olmadığı bilinmektedir. Hatta Talât Paşa, 1920 yılında Edip Server Tör ile Berlin'de yapmış olduğu mülakatta, İttihat ve Terakki iktidarı ele geçirdiğinde Mustafa Kemal ile işbirliği etmemenin çok zararını gördü demiş, Aubrey Herbert'e ise Mustafa Kemal'in benimle anlaşmazlığı yoktur demiştir.

Öte yandan Falih Rıfkı'nın aktardığına göre, Atatürk, Talât Paşa'nın ölümünü duyduğunda ne kadar müteessir (üzüntülü) olduğunu anlatmıştır. Şükrü Tezer'in anlattığına göre, Mustafa Kemal 2. Ordu Komutanlığı sırasında, imalatı yalnızca Diyarbakır'da yapılan ruh adlı içkiden Sadrazam Talât Paşa'ya hediye yollamıştır. Bunların yanında, Enver Bolayır'ın Talât Paşa'nın Hatıraları kitabında aktardığına göre, Paşa'nın eşi Hayriye Talât Bafralı'nın Atatürk ile Talât Paşa'nın cenazesinin getirtilmesi için yapmış olduğu görüşmede, Atatürk, Paşa ile aralarında hiçbir düşmanlığın olmadığını, Paşa'yı Harb-i Umumi'ye girilmesinden ötürü suçlamadığını, İstiklal Savaşı sırasında arkadan vurabilecek muhtemel azınlıkları önceden nakil ettirmesinin büyük fayda sağladığını, zamanı gelince de Paşa'nın cenazesini bizzat ilgilenerek, getirteceğini söylemiştir.

Son olarak, Mustafa Kemal ile Talât Paşa, 1919 yılından itibaren mektuplaşmaya başlamışlardır. Her ne kadar ilk mektupta Mustafa Kemal, Talât Paşa'ya ayrıntılı ve daha saygılı bir üslup ile cevap vermiş olsa da, ikinci mektubunda yukarıdan bir üslup kullanmayı tercih etmiş, Talât Paşa'ya çalışmaları için teşekkür etmiş, ancak Anadolu'daki mücadelenin dışında kalması gerektiğini ima etmiştir. Talât Paşa, kendisine suikast hazırlıklarının yapıldığını öğrendikten sonra Mustafa Kemal'e tekrar bir mektup yazmış, bu istihbarat hakkında bilgi verdiği gibi, aynı zamanda da İtalya'ya geçerek, Anadolu'ya silah sevkiyatı için çalışacağını, ayrıca Anadolu'ya gelerek Büyük Millet Meclisi önünde hesap vermek istediğini söylemiştir.