Yeni Başlayanlar İçin Geçmişten Günümüze Kıbrıs Sorunu

Ermeni Tehciri ve Kürt Sorunu ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti'nin bir türlü çözüme kavuşturamadığı en önemli meselelerden birisi olan Kıbrıs Sorunu'nun durumu, 2018 yılında hala muallaklığını sürdürmektedir. Birçok kişinin muğlak bulduğu Kıbrıs Sorunu'nu anlayabilmek için meseleye sadece Türkiye Cumhuriyeti'nin penceresinden bakmamak gerektiği gibi, problemin çıkışını da 20. yüzyılda aramamak gerekir.

Yunan Bağımsızlık Savaşı ile Başlayan Süreç

İnebahtı Faciası'nın hemen öncesinde, 1571 yılında Osmanlı İmparatorluğu'nun feth ettiği Venedik denetimindeki Kıbrıs, sadece Othello'yu yazarken Shakespeare'in ilham kaynağı olmadığı gibi, aynı zamanda stratejik olarak Malta ve 12 Adalar ile birlikte Akdeniz'in en önemli parçalarından birisidir. 1800'lü yıllara kadar kısmen huzur içinde yönetilen Kıbrıs'taki ilk çatırdamalar Philhellenism etkisi altındaki Avrupa'nın büyük desteği ile 1821 yılında, Yunanistan'ın bağımsızlığı ile sonlanacak Kıbrıslı Yunanların da küçük kuvvetlerle yer aldığı Yunan Bağımsızlık Savaşı ile kısmen başlar. 1832 yılındaki Londra Konferansı sonucunda resmi olarak kurulan Yunanistan Krallığı bünyesinde barınmayan topraklardaki Yunanlar arasında ise birleşme anlamına gelen enosis kelimesi hızla yayılmaya başlamıştır. İlk olarak Yunanistan ile İtalya arasında yer alan İyon Adaları 1864 yılında Britanya denetiminden Yunanistan Krallığı denetimine geçmiştir. 1866 yılında başlayan Girit Ayaklanması ise "Girit, Enosis, Ya Özgürlük Ya Ölüm" mottosu ile destanlaşarak Yunan Edebiyat'ının en büyük esin kaynaklarından birisi haline gelse de, 1869 yılında bastırılmıştır. 1877 ve 1878 yıllarında gerçekleşmiş, Rus Çarlığı ile Osmanlı İmparatorluğu arasında gerçekleşen, Osmanlı İmparatorluğu'nun hezimete uğradığı, 93 Harbi olarak bilinen savaş sonucunda, daha önceden Rus Çarlığı karşısında Osmanlı İmparatorluğu'nun garantörlüğünü üstlenmesi karşılığında üç defa İngilizlere teklif edilen Kıbrıs, hiç toprak kaybetmediği iddia edilen II. Abdülhamid tarafından 93 Harbi sonrasında, Osmanlı İmparatorluğu'nun Balkanlardaki sınırlarını belirleyen Berlin Konferansı'ndan hemen önce İngilizlere hediye edilmiştir. Kıbrıslı Rumlar bu durumu memnuniyetle karşılamış, İyon Adaları'nda olduğu gibi, Britanya'nın Kıbrıs'ı Yunanistan Krallığı'na hediye edeceğini ummuştur. Bu beklenti hiçbir zaman karşılanmadığı gibi, birçok Kıbrıslı Rum, ilerleyen yıllarda Türkleri düşman olarak görürken, İngilizleri de sömürgeci olarak benimsemiştir. 1931 yılında Britanya'ya karşı ayaklanan ve vali konağını yakan Kıbrıslı Rumlar, sonrasında EOKA'nın kuruluşuna kadar aktif olarak kayda değer bir direniş gösterememiştir.

Britanya'nın Dekolonizasyon Dönemi ve EOKA'nın Kuruluşu

II. Dünya Savaşı'nın sonlanması ile birlikte savaş sonucunda neredeyse iflas edecek olan Britanya sömürgeci stratejilerine son vermek durumunda kalmış, dolayısıyla Britanya'nın dekolonizasyon dönemi de resmi olarak başlamıştır. Hindistan, Pakistan ve Sri Lanka'nın bağımsızlıklarını elde ettiği bu dönemde, Britanya kolonilerinde ortaya çıkan bağımsızlık fikirlerinden enosis ile büyütülen Kıbrıs Rumları da nasibini almıştır. 1949 yılında Kıbrıs Ortodoks Kilisesi, Kıbrıs'ın Yunanistan'a bağlanması için referandum yapmak istese de, Britanya bunu Filistin ve Mısır'daki gücünü kaybettiği için Doğu Akdeniz'deki son stratejik noktasını kaybetmemek için reddetmiştir. Ancak yine de yılmayan Rumlar, resmi olmasa da referandumu yapmış ve %95,7 gibi bir oranla enosis referandumu, enosis lehinde olumlu olacak şekilde sonlanmış, devamında 1950 yılında Michael Mouskos, ya da bilinen ismi ile III. Makarios, Kıbrıs'ın ruhani lideri seçildikten sonra Atina ile Lefkoşa arasındaki enosis çalışmaları hız kazanmıştır. Yine bu dönemde öne çıkan bir diğer isim olan Georgias Grivas ise, Kıbrıs'taki gerille tipi örgütlenmeyi üstlenmiş, 1955 yılında ilk silahlı eylemini yapacak olan EOKA'yı kurmuştur. EOKA'nın ilk kuruluşundaki hedef Kıbrıslı Türklerden ziyade adadaki sömürgeci olarak tanımladıkları Britanya varlığı olmuştur. 1955 ve 1959 yılları arasında Britanya üslerine ve Britanyalı askerlere birçok saldırı gerçekleştiren Georgias Grivas liderliğindeki EOKA, her zaman enosisi savunmuş ve birçok kanlı eylemde bulunmuştur.

1955 yılında, Mustafa Kemal Atatürk'ün Selanik'te doğduğu düşünülen evinin, ileride Türkiye Cumhuriyeti'nde vali olacak bir Trakya Türk'ü tarafından bombalanması ile fitillenen 6-7 Eylül olayları ve Cemal Abdünnasır'ın 1956 yılında Süveyş Kanalı'nı millileştirmesi, Britanya'nın Kıbrıs'tan çekilmesi önünde engeller olarak belirse de, günler geçtikçe gücünü kaybeden Britanya'nın adadaki varlığı adalılar tarafından her geçen gün daha çok sorgulanmaya başlamış, dolayısıyla büyük bir tehlikeye girmiştir. Bu zayıflıktan faydalanan EOKA saldırılarını arttırmış ve her geçen gün tırmanan gerilim, 1957 yılında EOKA'nın Türklere de saldırması ile daha da artmıştır. Bu durum karşısında Türk tarafının EOKA karşısındaki hamlesi ise Rauf Denktaş'ın kurucuları arasında yer aldığı Türk Mukavenet Teşkilatını (TMT) kurmak olmuştur. Öte yandan, adadan çekilmek istemeyen Britanya, istihbarat çalışmalarını da yoğunlaştırmış, Makarios ve etrafındaki insanların tüm konuşmalarını dinlemeye almıştır.

Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Kuruluşu

1958 yılına gelindiğinde, Kıbrıs'ta artan gerilim Türkiye'de de artmış, Türkiye'de "Ya Taksim Ya Ölüm" mitingleri başlamıştır. Diğer taraftan, 1958'e kadar Yunanistan'ın Birleşmiş Milletler'e yapmış olduğu Kıbrıs halkının kendi geleceğini belirleyeceği, yani adada yapılacak bir referandumdan çıkacak kararın uluslararası kabul alması için teminat beklentilerini içeren istekleri reddedilmiştir. Tüm bu koşullar, 1959 yılında Türkiye, Yunanistan ve Britanya'yı, herkesin hoşuna gidecek bir Kıbrıs formülü geliştirmeye zorlamıştır. 17 Şubat 1959'da Londra'da toplanması planlanan, Kıbrıs'ın geleceğini ilgilendiren toplantı öncesinde ise beklenmedik bir şey olmuş ve Adnan Menderes'i Londra'ya taşıyan uçak düşmüştür. Toplam 24 kişinin olduğu uçaktan, Menderes dahil 10 kişi kurtulabilmiştir. Londra'da Kıbrıs'ın geleceğini ilgilendiren bu görüşme öncesinde karşılaşılan tek sürpriz sadece bu uçak kazası olmamıştır. Kıbrıs Rumlarının temsilcisi Makarios, herhangi bir antlaşmaya imza atmayacağını, sadece görüşmelerde bulunacağını belirtmiştir. Burada devreye giren ise İngiliz istihbaratı MI6 olmuştur. Makarios'un konuşmalarını dinleyen MI6, Makarios'un garip eşcinsel eğilimlere sahip olduğunu daha önceden tespit etmiş, ve her şeyin bir çıkmaza gireceği anda bu durumu koz olarak kullanımıştır. Takvim yaprakları 19 Şubat 1959'u gösterdiğinde, Makarios, enosis sevdasından bir anda resmi olarak vazgeçmiş ve 1960 yılında resmi olarak kurulacak olan Kıbrıs Cumhuriyeti üzerine mutabakata varılmıştır. 16 Ağustos 1960 yılında Britanya'dan ayrılarak bağımsız olan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı, adada çoğunluk olan Rumları temsilen Makarios olmuş, yardımcısı ise Türkleri temsil eden Fazıl Küçük olmuştur.

Rauf Denktaş ve Makarios III

Hem cumhurbaşkanının hem de cumhurbaşkanı yardımcısının veto hakkının sahip olduğu Kıbrıs Cumhuriyeti'nde, Türkler ve Rumlar arasında tahmin edildiği gibi birçok problem ve anlaşmazlık baş göstermiş, tüm bu anlaşmazlıklar ilk olarak tarihe Kanlı Noel olarak geçecek olan 21 Aralık 1963 tarihli olaylar ile açığa çıkmış ve tüm adaya yayılarak adadaki Türk-Rum hükümetini yıkmıştır. Rumlar bu olayların sebebinin Türklerin kendi düzenlerini kurmak için yaratmış olduğu bir kaos olduğunu iddia etseler de, birçoğu Güney Kıbrıs'taki yerleşim yerlerini terk ederek Kuzey Kıbrıs'a yerleşmek zorunda kalan Türkler, bu duruma Rumlar tarafından zorlandıklarını iddia etmiştir. Tüm bu olaylar, 1964 yılında Türkiye Cumhuriyeti'nin Kıbrıs'a müdahalesini gündeme getirmiş ve Kıbrıs'a çıkarma yapma kararı TBMM'de kabul edilmiştir. Ancak burada beklenmeyen bir gelişme olur ve 5 Haziran 1964'te Türkiye'nin NATO müttefiki olan Amerika Birleşik Devletleri, bizzat Başkan Johnson'un İsmet İnönü'ye sunduğu bir mektup ile olası bir müdahele durumunda Türkiye'nin başına gelecekleri kaba bir dille belirtmiş, dolayısıyla bu seçenek bir süreliğine rafa kaldırılmıştır. 1967 yılında Yunanistan'da gerçekleşen ve "Albaylar Cuntası" olarak bilinen askerlerin yönetimi devralması hadisesi ile birlikte, 1964 yılından sonra adadaki en çatışmalı süreç başlamıştır. Bu olaylar sonrasında artan gerilim ve Türkiye'nin Kıbrıs'taki Rum güçlerini bombalamasından sonra, olası bir Türk müdahelesini engellemek için Yunanistan Hükümeti artık Rum Milli Muhafız Ordusu lideri olan Grivas'ı ve adadaki Yunan güçlerinin bir bölümünü Atina'ya çağırmıştır. 1974 yılına kadar Glafcos Clerides ve Rauf Denktaş temsilciliğindeki Rum ve Türk heyetleri ile Birleşmiş Milletler arasında gerçekleşen görüşmeler sonucunda adadaki durumun çözümü adına bir karara varılamamış, hem Türk hem de Yunan tarafı Birleşmiş Milletler tarafından çözüme yanaşmaya niyetleri olmadığı iddia edilerek eleştirilmiştir.

Kıbrıs Barış Harekatı

15 Temmuz 1974'te Yunanistan'daki cunta yönetiminin desteği ile enosis yanlısı Nikos Sampson önderliğindeki Rum Milli Muhafız Ordusu, Makarios'u devirerek Kıbrıs'taki yönetimi devralmıştır. Makarios, bir İngiliz gemisi ile Kıbrıs'tan kaçmak zorunda kalmış, Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ise Sampson'un derhal Kıbrıs'tan kovulması ve Kıbrıs'ın üniter yapısının korunması için Yunan hükümetine ültimatom verse de bu istekleri Yunanistan hükümeti tarafından karşılanmamıştır. Diğer tarafta Makarios'u Akdeniz'in Fidel Castro'su olarak gören dönemin ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissenger ise Kıbrıs konusunda sessiz kalmıştır. Sovyetler ise enosise karşı bir duruş sergilemiş, Yunan cuntasının karşısında yer almıştır. İngilizlerden de beklediği desteği bulamayan Bülent Ecevit, tüm bu koşullar altında Türkiye'nin 1964 yılında planladığı ancak gerçekleştiremediği Kıbrıs'a çıkarma planını tekrar gündeme almıştır. 20 Temmuz 1974 yılında Türkiye Cumhuriyeti'nin Atilla Harekatı kod adıyla adaya başlattığı çıkarma harekatı sonunda sadece 3 günde, 23 Temmuz 1974 tarihinde, Kıbrıs'taki cunta hükümeti düşmüştür. Bu ilk harekatın akabinde toplanan Cenevre Konferansları sonucunda tam bir antlaşma sağlanamadığı gibi, Türkiye Cumhuriyeti'nin sunduğu adadaki Türk ve Rum halklarının birbirinden ayrı olarak, ada üzerindeki farklı coğrafyalarda yaşaması ve Türklere ayrılan toprakların adanın yüzölçümünün %34'ünü kapsaması gerektiği tezi Makarios ve Rumlar tarafından reddedilmiştir. Tüm bu olaylar sonucunda da Türk tarafının ikinci bir harekat yapması fikri gündeme gelmiştir.

Kıbrıs Sorunu

Ayşe Tatile Çıksın parolası ile başlayan ikinci harekat sonucunda, Türk Silahlı Kuvvetleri ada topraklarının %36'sını ele geçirmiş, doğuda Magosa ve batıda Lefke hattını birleştirmiştir. Kıbrıs Barış Harekatı sonucunda, 1964 yılında Birleşmiş Milletler'in adada kurmuş olduğu tampon bölge genişlemiş, Türk ve Rum taraflarının adadaki toprakları de facto da olsa, kısmen belirlenmiştir. 1975 yılında kurulan Kıbrıs Türk Federe Devleti, Rauf Denktaş tarafından temsil edilmiştir. Adada bir düzen oluşturulması için Makarios ve Denktaş arasında gerçekleştirilen görüşmeler sonucunda Kıbrıs'ta bir federasyon devleti kurulması fikri öne çıkmıştır. Ancak burada Türk tarafı ile Rum tarafının anlaşamadığı nokta ise, Türklerin adada Rumların ve Türklerin ayrı yaşaması gerektiğini savunurken, adada çoğunluğa sahip olan Rumların, Türk ve Rum karışık bir yaşam düzeninin benimsenmesi gerektiği fikrini öne sürmesi olmuştur.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Kuruluşu

1983 yılına gelindiğinde, mayıs ayında dönemin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Javier Pérez de Cuéllar, Türklerin tüm güçlerini adadan çekmesi gerektiğini belirtmiş, devamında adanın üniter yapısının korunarak, Türklerin belirli bir oranda toprak vereceği ve 60:40 oranında Rumlar ile Türkler arasında temsilcilerin paylaşılacağı bir yapıda birliğin sağlanması gerektiğini belirtmiştir. Her ne kadar bu öneri Rauf Denktaş tarafından kabul edilse de, 15 Kasım 1983'te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kurulduğu tüm dünyaya ilan edilmiştir. KKTC'nin bağımsızlığını ilk kabul eden ülke Türkiye Cumhuriyeti olmuştur. Hemen ardından Pakistan ve Bangladeş de KKTC'nin bağımsızlığını tanımıştır. Ancak daha sonradan bu ülkeler ABD'nin öncülüğündeki uluslararası baskı sonucunda bu kararlarını geri çekmek zorunda kalmıştır. Diğer taraftan KKTC'nin kuruluşu uluslarası kamuoyunda olumsuz karşılanmış, BM tarafından kınanmıştır.

1994 ve 1997 yıllarında adadaki gerilim yeniden yükselmiştir. Burada en çok bilinen ve hafızalardan silinmeyen an ise 1996 yılında gerçekleşmiştir. O dönemde adada bulunan ülkücüler, BM kontrolündeki tampon bölgede eylem yapmaya başlamış, diğer tarafta da Rumlar, Türklerin adayı terk etmesi için eylemler yapmıştır. Bu eylemler gerçekleşirken, Tassos Isaac adındaki 24 yaşındaki bir Rum genci, kaçak olarak KKTC'ye girmiş, KKTC'ye girdikten sonra da bozkurtlar tarafından tekme ve sopalarla dövülerek öldürülmüştür. Bu ölüm Rum Kesimi ve Yunanistan'ı derinden sarsmıştır, hatta Türkiye'de çok sevilen Haris Alexiou'nun bu olay için yazdığı bir şarkısı dahi mevcuttur.

Tassos Isaac'in cenazesinde ise olaylar daha da kötüye gitmiştir. Tassos Isaac'in kuzeni olan 26 yaşındaki Solomos Spirou Solomou, BM askerlerinin arasından Türk bölgesine geçerek Türk bayrağını indirmeye çalışmış ve bayrak direğine tırmanmaya çalışırken Türk askerleri tarafından öldürülmüştür. 

Annan Planı ve Günümüz

1997 yılı Kıbrıs açısından fazla hızlı bir yıl olmuştu. Tarihe Kıbrıs Füze Krizi olarak geçmiş olan hadisede, Rumların Rusya'dan S-300 füzelerini alması Ankara'nın büyük tepkisini çekmiştir. O dönem İsrail ile iyi ilişkileri olan Türkiye Cumhuriyeti, füzelerin Mısır bandıralı gemiler ile Rusya'dan Kıbrıs'a taşınmasına, İsrail ile Doğu Akdeniz'de askeri tatbikat yaparak cevap vermiş, ABD'nin araya girmesi ile füzeler Kıbrıs yerine Yunanistan'a gönderilmiştir. Öte yandan, Avrupa Birliği'nin Kıbrıs Rum Kesimi ile müzakerelere başlamaya karar vermesi, Rum Kesimi'nin elini güçlendirmiştir. AB'nin bu tutumu karşısında Türk kesimi, adanın geleceği hakkında bir sonuca varılması gerektiğine kısmen ikna olmak zorunda kalmıştır. Denktaş ile Clerides arasında 2001 yılında gerçekleşen görüşmeler sonucunda 2002 yılında Kıbrıs'ta yeni bir barış süreci başlasa da, görüşmeler bir süre sonra geçmişteki gibi tıkanmıştır. Burada araya giren kişi ise dönemin BM Genel Sekreti Kofi Annan olmuştur. İlk olarak 2002 yılında Annan'ın Rum ve Türklere sunduğu plan, 1 Mayıs 2004'te Kıbrıs Rum Kesimi'nin resmi olarak AB'ye üye olmasından bir hafta önce, Kıbrıs genelinde referanduma sunulmuştur. Annan Planı'na göre, Kıbrıs üniter bir cumhuriyet olacak, Türk tarafı adanın %28.5'una sahip olurken, kurulacak ortak mecliste, Türk tarafının %25 temsil hakkı olacaktı. Öte yandan bir diğer beklenti ise Türklerin 1974 Barış Harekatı sonucunda Kıbrıslı Rumlar'ın elinden aldığı Güzelyurt ve Gazimağusa topraklarını iade etmesiydi. 24 Nisan 2004'te adanın her iki tarafında gerçekleşen referandruma katılım oranı yüksek olmuştur. Türk tarafı %64.90 oranında Annan Planı'na evet demiş olsa da, Rum tarafında bu oran sadece %24.17'de kalmış, dolayısı ile Annan Planı başarısız olmuştur.

2008 yılına gelindiğinde, Mehmet Ali Talat ile Demetris Christofias adada bir çözüme ulaşılabilmesi için tekrar müzakerelere başlamıştı. Ancak bu uğraşlar 2012 yılında tekrar hüsran ile sonuçlandı. 2014 yılında Nicos Anastasiades ve Derviş Eroğlu arasında tekrardan adanın durumunu belirlemek için görüşmeler başlasa da, adanın geleceği ile ilgili 2018 yılında hala bir çözüme ulaşılabilmiş değildir.

Yakın zamanda, Kıbrıs açıklarında bulunan doğalgaz yatakları, Kıbrıs'ın stratejik boyutunu daha da arttırmaktadır. Ayrıca son yıllarda Rum Kesimi ile İsrail'in ilerleyen müttefiklik ilişkileri, bölgede öne çıkan bir başka unsur olarak dikkat çekmektedir.