İttihat ve Terakki Cemiyeti

Son Güncelleme: 29 Mart 2020

İttihat ve Terakki Cemiyeti, Türkiye'de herkesin hakkında bir şeyler bildiğini düşündüğü ama aslında pek bir şey bilmediği birçok şeyden sadece bir tanesidir. Okullardaki tarih derslerinde pek detaylı değinilmeyen, değinildiği kısımların da pek iç açıcı olduğunu söyleyemeyeceğimiz İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin, günümüz Türkiye'sinde hiçbir fraksiyon tarafından tam anlamıyla sahiplenilmediği de öteden beri aşikârdır. Bu durumun birçok sebebi olsa da, en açık sebebi tarihin kazananlar tarafından yazıldığı bir dünyada İttihat ve Terakki önderliğinde girilen Birinci Dünya Savaşı'nın Osmanlı İmparatorluğu ve Türkler açısından facia ile sonuçlanmasıdır.

İttihad-ı Osmanî Cemiyeti

Jön Türkler
Jön Türkler - Yukarıda soldan sağa: İshak Sükûti, Serâceddin Bey, Tunalı Hilmi, Âkil Muhtar, Mithat Şükrü, Emin Bey; Altta soldan sağa: Lütfi Bey, Doktor Şefik, Nûri Ahmed, Doktor Reşîd ve Münif Bey, Kaynak

Günümüz Türkçesi ile Birlik (İttihat) ve İlerleme (Terakki) Partisi olarak ifade edebileceğimiz İttihat ve Terakki Cemiyeti, birçok kişinin düşündüğünün aksine, Enver, Talât ve Cemal Paşalar tarafından kurulmamıştır. 2 Haziran 1889'da, Hikmet Emin, Abdullah Cevdet, İshak Sükûti, İbrahim Ethem (Temo) ve Mehmet Reşit adlı 5 tıp öğrencisi tarafından İttihad-ı Osmanî Cemiyeti adı altında Gülhane Parkı'ndaki Askeri Tıbbiye Mektebi'nde kurulan bir gizli örgüt olan İttihat ve Terakki, Sultan Hamid'in (II. Abdülhamid) Devlet-i Aliyye'nin kötü gidişatındaki en önemli faktör olduğunu halka anlatmak, vatanı ve milleti bulunduğu kötü durumdan kurtarmak amacı ile kurulmuştur. 1893 yılında din adamlarından üyesi olan, hatta tekkelerde dahi şubesi olan cemiyet, 1893 yılında 900'den fazla üyeye ulaşmış ve jurnallemenin (ispiyonlamak) ibadet olduğu bir dönemde gizli bir örgüte göre hızlı sayılabilecek biçimde büyümüştür.

1895 yılında Ermenilerin Babiali'ye baskın teşebbüsünde bulunması ve devamında Trabzon'da ayaklanmaları, Avrupalıların duruma müdahele etmesinden korkan cemiyet üyelerini eyleme geçmek için hızlandırmıştır. İlk olarak Sultan Hamid'in istibdat (despotizm) dönemine son verip, meşrutiyeti geri getirmeyi amaçlayan cemiyet, Mizan Gazetesi'nin yayıncısı olan ve genç dimağlar arasında sevilen bir figür olan, Dağıstan doğumlu, Düyûn-ı Umûmiye komiserliği görevini yürüten Murat Bey'i (Mizancı Murat) kendilerine lider olarak belirlemiştir. Cemiyet üyeleri, Murat Bey'e Sultan Hamid'i indirmek ve istibdat dönemine son vererek meşrutiyeti geri getirmek için eyleme geçmeyi önermiştir. Ancak Murat Bey, 1860'lı yıllarda Çarlık Rusya'sındaki nihilizm akımının uğramış olduğu başarısızlığı örnek olarak öne sürmüş, ayrıca Sultan Hamid'e karşı başlatılacak bir ayaklanmanın Rus Donanması'nın İstanbul'a gelişiyle sonlanacağını belirtmiş, dolayısıyla da ayaklanma fikrine karşı çıkmıştır. Öte yandan, Murat Bey, Kâmil Paşa ve Said Paşa ile iletişimde bulunmuş, Said Paşa ile yapılması gerekenler konusunda mütabakata varmıştır. Said Paşa'nın sadrazam olması ile birlikte, Sultan Hamid, Said Paşa'ya kendi Bakanlar Kurulunu seçme hakkını vermiştir, fakat, Sultan II. Abdülhamid, Said Paşa'ya vermiş olduğu Bakanlar Kurulunu atama hakkını kısa bir süre içerisinde geri almış, Said Paşa ise bu duruma tepki gösterememiştir. Bu olayın sonucunda Murat Bey ve İttihatçılar hayal kırıklığına uğramış, Said Paşa'nın hükümetinde de herhangi bir iyileşme olmayacağını düşünmeye başlamışlardır.

Bu dönemde Murat Bey ülkeden ayrılmaya karar vermiş olsa da, Sultan Hamid'in kendisini Yıldız Sarayı'na fikirlerini dinlemek için çağırması, kendisinin yeni bir ümit beslemesine sebep olmuştur. Sultan Hamid, İttihat ve Terakki lideri olduğunu bildiği Murat Bey ile olan görüşmesinde, kendisinin Kanun'ı Esasi taraftarı olduğunu, meclisi aslında Bakanlar Kurulunun tavsiyesiyle lağvettiğini, Mithat ve Said Paşa tarafından kandırıldığını, hiçbir zaman iyi bir sadrazam bulamadığını söyleyerek, Murat Bey'in kendisi hakkında saf ve temiz bir insan olduğunu düşünmesini sağlamıştır. Murat Bey, bu görüşmede Sultan Hamid'in sorduğu her soruya açık söz ile cevap vermiş ve görüşme sonunda Sultan Hamid tarafından büyük övgüler işitmiştir. Sultan Hamid, Murat Bey'e bu görüşmeden çok memnun kaldığını ve, bu görüşmeleri daha sık gerçekleştireceklerini ve ertesi gün kendisinin tekrar geri gelmesini buyurmuştur. Meşrutiyet ve çeşitli konularda görüşme esnasında melek gibi bulduğu Sultan Hamid'i ikna edebileceğini düşünen Murat Bey, büyük bir ümit ile ayrıldığı saraya ertesi gün geldiğinde, Sultan Hamid'ten bugün yorgunum, yarın görüşürüz cevabını almıştır. Ertesi gün tekrar gittiğinde, her gün gelmesine gerek olmadığını, padişahın kendisini gerektiği zaman huzuruna çağıracağı cevabını alan Murat Bey, günler geçtikçe daha da kötü bir vaziyete düşmüştür. Geçen sürede, Sultan Hamid'in açıkladığı yeni bakanlar kurulunda Murat Bey'in önerdiği kişilerin yer almaması, üstüne hırsız olduğunu belirttiği ve önermediği kişilerin yeni Bakanlar Kurulunda yer alması, Murat Bey'in ümitlerini söndürmüş, Sultan Hamid tarafından oyuna getirildiğini anlamasını sağlamıştır. Bu olayların sonucunda Murat Bey, Düyûn-ı Umûmiye'deki ecnebilerin tavsiyeleri ve İttihat ve Terakki içerisindeki unsurların harekete geçeceğini bilmesi sebebi ile, başının daha fazla belaya sokmamak için 1895 yılında Kostantiniye'yi terk etmiştir.

Viyana üzerinden Paris'e giden Murat Bey, buradan padişaha göndermiş olduğu mektupta, padişahın İngiliz başvekiline Ermeni meselesi ile ilgili mektup yazmasını eleştirmiş, genç kesimin kendisine karşı ayaklanmasının kaçınılmaz olduğunu, padişahın koltuğunun ve hatta hayatının tehlikede olduğunu ima etmiştir. Bu satırları okuyan Sultan Hamid, İttihat ve Terakki'ye son vermesi gerektiğine karar vermiştir. Murat Bey'i takiben, birçok cemiyet mensubu da ülkeyi terk etmiş, cemiyet yurt dışından idare edilmiştir. Öte yandan 1896 yılında İstanbul'da Sultan Hamid'i tahtından indirip yerine V. Murad'ı tahta geçirmeye çalışan kesim ise jurnallenerek uzak yerlere sürgün edilmiştir. Yunanistan'a karşı zafer ile sonuçlanan savaşın olduğu 1897 yılında, Yıldız Sarayı'na ulaşan yeni bir darbe planı jurnali, çoğu öğrenci olmak üzere 630 kişinin tutuklanmasına, 78'inin ise Şeref Vapuru'na bindirilerek Fizan'a gönderilerek orada hapsedilmelerine sebep olmuştur. II. Abdülhamid döneminin en büyük sürgün olayı olarak bilinen "Şeref Kurbanları" olarak geçen bu hadisenin gerçekleştiği dönemde, Sultan Hamid, cemiyetin yöneticilerini ülkeye dönmeleri ve kendisi aleyhinde bir şey yazmamaları şartı ile bağışlayacağını ve devlette önemli görevler vereceğini başhafiyesi Ahmet Celalettin Paşa aracılığı ile bildirmiş, İshak Sükûti ve Abdullah Cevdet gibi cemiyetin kurucu kadrosundan kişiler ile Murat Bey gibi cemiyet liderliği yapmış olanlar da dahil birçok kişi bu teklifi kabul etmiş, İttihak ve Terakki dağılmıştır. Cemiyetin Paris şubesinde yer alan Ahmet Rıza ve Doktor Nâzım Beyler ise Terakki ve İttihat adı altında mücadelelerine devam etmiştir.

Terakki ve İttihat

Ahmet Rıza Bey ve Mizancı Murat
Ahmet Rıza Bey ve Mizancı Murat, Kaynaklar: I - II

Ahmet Rıza Bey, cemiyete Doktor Nâzım tarafından davet edilmiş olan, dönemin en büyük Jön Türk düşünürlerinden birisidir. Kimi kaynaklara göre Auguste Comte'tan ilham alarak İttihat ve Terakki ismini öne süren kişi olduğu iddia edilen Ahmet Rıza Bey, cemiyetin Paris şubesinin başındaki kişi olmuş, Meşveret gazetesini çıkarmıştır. Murat Bey'in Paris'e gelmesi ile birlikte özellikle Sultan Hamid'in bir halk isyanı ile devrilmesi konusunda Sultan Hamid'in ikna edilebileceğini iddia eden Murat Bey ile tartışmış olan Ahmet Rıza Bey, Mithat Paşa'nın Kanun-ı Esasi'sinin yürürlülüğe girmesi gerektiğini ifade etmiştir.

1897 yılında Murat Bey ve diğer birçok cemiyet üyesinin Sultan Hamid'in teklifini kabul etmesine rağmen, Ahmet Rıza Bey ve Doktor Nâzım Bey Paris'te kalmayı tercih etmiş, çalışmalarını Terakki ve İttihat adı altında yürütmüşlerdir. 1899 yılında Sultan Hamid'in kız kardeşi Seniha Sultan ile evli olan Mahmut Paşa'nın adı bir suikaste karışmış ve Paris'e kaçmak zorunda kalmıştır. Bu dönemde Mahmut Paşa'nın oğulları Prens Sabahattin ve Prens Lütfullah cemiyet çalışmalarına katılmış, Sultan Hamid hakkında olumsuz birçok yazı yazmışlardır. İlerleyen zamanlarda Ahmet Rıza ile Prens Sabahattin arasında birçok fikir ayrılığı başlamış, 1902 yılında Prens Sabahattin'in I. Jön Türk Kongresi veya bir başka adı ile I. Osmanlı Liberaller Kongresi'nde açık bir şekilde ademi merkeziyetçiliği savunması ve ihtilal için yabancı devletlerden destek alınması gerektiğini öne sürmesi cemiyeti karıştırmış, Prens Sabahattin ve Prens Lütfullah'ın cemiyetten ayrılarak, kimi kaynaklara göre halkın isminden herhangi bir şey anlayamadığı, Teşebbüs-i Şahsi ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti adı altında kendi yollarını izlemelerine sebebiyet vermiştir.

Bu dönemdeki önemli bir diğer gelişme ise Bahattin Şakir'in Paris'e gelmesi olmuştur. 1905 yılında Paris'e kaçan, ilerleyen yıllarda İttihat ve Terakki'nin istihbarat örgütü olan Teşkilat-ı Mahsusa'nın siyasi liderliğini üstlenecek olan, aynı zamanda Ermeni Tehciri'nin planlayıcılarından olduğu iddia edilen Doktor Bahattin Şakir, Paris'te Doktor Nâzım Bey ile tanışmış, Terakki ve İttihat üyesi olmuştur. İyi bir teşkilatçı olduğu bilinen Bahattin Şakir, bu dönemde Doktor Nâzım ile birlikte komita işleri ile ilgilenmiş, organizasyon ve propagandaya önem vermiş, cemiyetin Türkçülük çizgisine doğru yönelmesini sağlamıştır.

Osmanlı Hürriyet Cemiyeti

Osmanlı Hürriyet Cemiyeti Üyeleri
Osmanlı Hürriyet Cemiyeti kurucuları: Edip Servet Tör, İsmail Hakkı Canbulat, Mithat Şükrü Bleda ve Mehmet Tahir Bey, Kaynaklar: I - II - III - IV

Avrupa'da, Osmanlı topraklarından uzakta, bir sürü gelişme olsa da 1906 yılına kadar İttihat ve Terakki gibi oluşumlar Osmanlı topraklarında aktif olabilecekleri ortam bulamamıştır. Bu durumun en büyük sebebi 1897 yılında Sultan Hamid'in bu cemiyetlere karşı göstermiş olduğu sert yönetim ve birçok cemiyet mensubunu sürgüne yollamasıdır. 1902 yılında, ileride Paşa ünvanını alacak olan posta memuru Talât Bey'in öncülüğünde, Selânik'ten bir grup Ahmet Rıza Bey ile iletişime geçmiş, Terakki ve İttihat'ın Selânik'teki bir şubesini açmak istemişlerdir, ancak Ahmet Rıza Bey tarafından kendi başlarının çaresine bakmaları gerektiği cevabını almışlardır.

1905 yılında Ermeniler tarafından Sultan Hamid'e karşı düzenlenen başarısız suikast, ülkedeki denetimleri daha da sıkı hale getirse de 1906 yılında Sultan Hamid'in ağır derecede hastalanması, Talât Bey (Paşa) ve arkadaşlarının arasında yeni bir umudun doğmasına sebep olmuştur. Bu sebeple, hemen harekete geçmeye karar veren, Mehmet Tahir Bey, Mehmet Naki Yücekök, Mehmed Talât Bey, Mithat Şükrü Bleda, Rahmi Bey, Kâzım Nami Duru, Ömer Naci Bey, Hakkı Baha Pars, İsmail Hakkı Canbulat, ve Edip Servet Tör'den oluşan 10 kişilik grup, 1906 yılında Mithat Şükrü Bleda'nın evinde Osmanlı Hürriyet Cemiyeti'ni kurmuştur.

Başlangıçta adına Hilal konulması düşünülen Osmanlı Hürriyet Cemiyeti'nin kendi tüzüğü ve üye olacaklar için belirlediği bazı kurallar olmuştur. Bu kurallardan bazıları, alınacak olan üyelerin İslam dinine bağlı olması gerekliliği, kumar oynamayıp sarhoş olacak kadar içki içmiyor olması, evhamsız ve cesur olmalarıdır.

En başta genellikle genç subayların arasından belirlenerek teklif götürülen üye adayları, bir gelenek olarak, tahlif edilmeden önce yemin edecekleri yere gözleri bağlı olarak getirilmiş, yemin ederken ellerini silah ve Kur'an-ı Kerim'in üzerine koyarak tahlif yeminlerini tekrarlamışlardır.

Herkesin üye olamadığı bu cemiyet başlangıçta çok hızlı büyümemiştir. Enver Bey'in (Enver Paşa) cemiyete alınması ile birlikte başlayan süreçte, Kâzım Bey (Kâzım Karabekir) Enver Bey tarafından cemiyete tahlif edilmiş, bu ikili, Manastır'da cemiyetin büyümesini sağlamışlardır. Hatta cemiyet çalışmaları Selânik'te bir dönem baya aksamış, Manastır'da Kâzım Bey ve Enver Bey'in öncülüğünde yapılan çalışmalar, cemiyetin varlığını sürdürebilmesini sağlamıştır.

Osmanlı Hürriyet Cemiyeti ile ilgili enteresan konulardan birisi tahlif edilen kişilere atanan numalar olmuştur. İlk 10 kurucu üyeden sonra, gelen üyelere cemiyetin büyük olduğu izlenimini vermek için numaralandırmaya 111'den devam edilmiştir. Cemiyete tahlif edilen ünlü kişilerden bazıları 138 numara ile Halil Kut Paşa, 150 numara ile Cemal Paşa, 152 numara ile Enver Paşa, 171 numara ile Emanuel Karasu, 191 numara ile Ali Fuat Cebesoy ve 322 numara ile, cemiyete Fethi Okyar tarafından alınmış olan, Mustafa Kemal Atatürk olmuştur. Ayrıca İsmet İnönü de, cemiyetin Edirne şubesinde önemli görevler üstlenmiştir.

Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti

İttihat ve Terakki Üyeleri
İttihat ve Terakki'nin önde gelen üyeleri, Kaynak

Kâzım Karabekir'in İttihat ve Terakki kitabında aktardıklarına göre, 1907 yılında Doktor Nâzım, Rum komitecelerin yardımı ile Selânik'e başında sarığı ve cübbesi ile hoca kılığında gelmiştir. İyi bir teşkilatçı olan Doktor Nâzım, Osmanlı Hürriyet Cemiyeti'nin Selânik teşkilatını ve bu teşkilatın diğer şubelerle olan bağlantılarını düzenlemiş ve diğer birçok konuda düzeni sağlamıştır. Doktor Nâzım öncülüğünde 27 Eylül 1907 yılında, Terakki ve İttihat ile Osmanlı Hürriyet Cemiyeti birleşmiş ve Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti adını almıştır. Selânik'in cemiyetin yurt içerisindeki ana merkezi, Paris'in ise cemiyetin yurt dışındaki ana merkezi kabul edildiği bu görüşme ile İttihat ve Terakki resmen kurulmuştur. 

İkinci Meşrutiyet

İkinci Meşrutiyetin İlanı
Hürriyet Kahramanı Enver Bey, Kaynak

1908 itibarıyla, her etnisiteden birçok üyesi olan İttihat ve Terakki'nin imparatorluğun yönetiminde söz hakkı elde etmesi II. Meşrutiyet ile olmuştur. En başından beri Meşrutiyet'i savunan İttihatçıların arasında birçok devrim yanlısı genç subayın olması ise bu süreci hızlandırmıştır. 9 Haziran 1908'de İngiliz Kralı VII. Edward ile Rus Çarı Nikola'nın Reval'deki (Estonya'nın başkenti Tallinn) görüşmelerinin sızması, İTC içerisindeki subayları harekete sürüklemiş, bu dönemde dağa çıkan ve komitacılık faaliyetleri yürüten Resneli Niyazi Bey ve Enver Bey, meşrutiyetin ilan edilmesindeki en büyük faktörler olmuştur.

Daha sonradan milli bayram ilan edilecek olan 23 Temmuz 1908'de II. Meşrutiyet'in ilan edilmesinin ardından, Sultan II. Abdülhamid Meclis-i Mebusan'ı toplantıya çağırmıştır. Devamında yapılan seçimlere İttihat ve Terakki (1913'te parti olmuştur) ile Prens Sabahaddin liderliğindeki, Türk tarihinin ilk siyasi partisi olan Osmanlı Ahrar Fırkası katılmıştır. Seçimlerin sonucunda İttihat ve Terakki net bir galibiyet elde ederek Meclis-i Mebusan'ın yönetimini ele geçirmiştir. Meclis-i Mebusan, "Yaşasın Niyazi, Yaşasın Enver!" nidaları eşliğinde Mebusan Marşı ile açılmıştır

1909 yılı, meşrutiyetin tam olarak ne olduğunu hiçbir zaman anlayamamış Osmanlı tebaası için hareketli geçmiştir. Yine bu dönemde İTC'ye karşı muhalif sesler de oldukça yükselmiştir. 6 Nisan 1909 ayında sert bir İTC muhalifi olan dönemin önemli gazetecilerinden Hasan Fehmi Bey'in suikaste uğraması ise tarihe 31 Mart Vakası olarak geçen olayların fitilini ateşlemiştir. Rumî takvime göre 31 Mart 1325'te (Miladi Takvim: 13 Nisan 1909) başladığı için 31 Mart Vakası adını alan ayaklanma ise bu dönemde İTC'ye karşı gelişen en büyük hareket olmuştur. On üç gün süren ve zamanla irticai bir faaliyete dönüşen bu ayaklanma, İttihatçı subayların yönetimindeki Selanik'ten yola çıkan ve sonradan Mahmut Şevket Paşa'nın komutasını aldığı Hareket Ordusu tarafından bastırılmıştır. Ayaklanmanın sonucunda II. Abdülhamid tahttan indirilmiş, yerine V. Mehmed Reşad geçmiştir.

Öte yandan, 22 Eylül 1909 tarihinde düzenlenen İTC kongresinde, Mustafa Kemal, ordunun siyasete karışmaması gerektiğini belirtmiş, ardından cemiyetle olan ilişkisini sınırlandırmıştır.

Bâb-ı Âli Baskını

Enver Bey Bâb-ı Âli Baskını
Enver Bey Bâb-ı Âli Baskını sonrası İngiliz temsilci ile, Kaynak

1910'lu yıllara gelindiğinde İttihatçı Osmanlı Hükûmetlerini en çok zorlayan gelişmeler Balkanlardaki isyanlar olmuştur. 1909'da yayınlanmış ve Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin önde gelenleri tarafından hazırlanmış Kânûn-ı Esâsî, azınlıklar tarafından pek olumlu karşılanmamıştır. Bunların sebeplerinden birisi de İttihat ve Terakki'nin azınlıklara verdiği sözlerin bir kısmını yerine getirememesidir. 1912'ye kadar sürecek olan Arnavut isyanları ile 1911-1912 Trablusgarp Savaşı dönemin en önemli olayları olmuştur. 

Öte yandan, 1912 yılının Ocak ve Şubat aylarında gerçekleşmiş ve tarihe "Sopalı Seçimler" olarak geçen seçimleri ardından İttihat ve Terakki 264 adet milletvekilliği elde etmiş, 270 milletvekili olan mecliste ezici çoğunluğunu korumuştur. Ancak, bu seçimlerin arkasından ortaya çıkan Halâskâr Zâbitân adlı Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlısı grup, İTC'nin hükümetteki etkisini kaybetmesine sebep olmuştur. İTC muhalifi subaylarca verilen muhtıra, İttihat ve Terakki destekçisi olan Sadrazam Mehmed Said Paşa'nın 1912'de istifa etmesine sebep olmuştur. Bu olayın sonucunda ise İttihat ve Terakki yönetimde büyük güç kaybı yaşamıştır.

8 Ekim 1912'de başlayan I. Balkan Savaşı, Osmanlı Hükûmeti'nin Uşi Antlaşması'nı imzalamaya itse de, I. Balkan Savaşı'nın hezimet ile sonuçlanması tüm dengeleri alt üst etmiştir. Savaşın kaybedilmesinin ardından Kıbrıslı Kâmil Paşa hükümetinin Bulgarlar ile barış antlaşması yapacağını duyan İttihatçılar ise darbe yapmaya karar vermiştir.

Edirne'nin Bulgarlara bırakılacağı haberini yayan İttihatçılar, 23 Ocak 1913'te Bâb-ı Âli'ye doğru yola çıkmış, Ömer Naci ve Ömer Seyfettin, Bâb-ı Âli önünde halka özgürlük nutukları vermiştir. Aralarında Enver Bey, Talât Bey, Mithat Şükrü Bey ve Yakup Cemil'in bulunduğu İttihatçılar ise o sırada toplanmış kabine toplantısını basmış, çıkan arbedede Harbiye Nazırı Nâzım Paşa trajik biçimde öldürülmüş, Kıbrıslı Kâmil Paşa istifaya zorlanmıştır. Tarihe Bâb-ı Âli Baskını olarak geçen bu darbenin ardından, Mahmut Şevket Paşa sadrazam ilan edilmiş, İttihat ve Terakki imparatorluğun tek etkin gücü haline gelmiştir.

Kurulan yeni hükümet 1 Şubat 1913'te tekrar savaşmak için seferberlik ilan etse de, Bulgarlara karşı Şarköy ve Bolayır civarında başlatılan taarruz hareketleri hezimetle sonuçlanmış, birçok kayıp verilmiştir. Bu durum İTC hükümetini ateşkes imzalamaya itmiş, Edirne de dahil olmak üzere, Balkanlardaki topraklar düşmana bırakılmıştır. Bu dönemdeki bir diğer önemli gelişme ise 11 Haziran 1913'te Mahmut Şevki Paşa'ya düzenlenen suikast olmuştur. Paşa'nın ölümünün ardından İttihat ve Terakki'nin yönetimi gittikçe sertleşmiştir. İmparatorluğun yeni yönetimi Cemal, Enver, Tâlat Beylerce sağlanmış, Said Halim Paşa ise yeni sadrazam olmuştur.

Diğer taraftan 20 Temmuz 1913'te II. Balkan Savaşı'nın başlaması sonucunda, Talât Bey'in tütün rejisinden aldığı borç sayesinde başlatılan seferle Edirne savaşılmadan geri alınmış, Enver Bey kendisini Edirne Fatihi olarak öne çıkarmıştır. Tüm bu olayların sonucunda, imparatorluk topraklarında popülaritesi her geçen gün artan ve aynı zamanda sarayın damadı olan Enver Bey 33 yaşında Harbiye Nazırı olmuştur. İTC ise 1913 yılında İttihat ve Terakki Fırkası olmuş, 1914 seçimlerinde büyük bir zafer elde etmiştir.

Birinci Dünya Savaşı

İkinci Meşrutiyetin İlanı
II. Wilhelm İstanbul'da - Şeyhülislam, II. Wilhelm, Talât Paşa, Sultan V. Mehmet Reşad ve Enver Paşa, Kaynak

Osmanlı İmparatorluğu ve İttihat ve Terakki, I. Dünya Savaşı boyunca Talât, Enver ve Cemal Paşaların oluşturduğu triumvirlik ile yönetilmiştir. Sanılanın aksine, İTC heyeti en başta Almanya ile müttefik olmak için temasa geçmemiş, Talât Bey Ruslar ile Cemâl Paşa Fransızlar ile ittifak görüşmeleri yapmıştır. Benzer biçimde İngiltere ile de temasa geçilmiş, ancak tüm bu temaslar sonuçsuz kalmış, Osmanlı İmparatorluğu Almanya ile müttefik olmak zorunda kalmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu'nun savaşa girişi ise 1914 sonbaharında olmuştur. Enver Paşa, bir Ağustos günü Said Halim Paşa'nın yalısında Yavuz ve Midilli adını alacak gemilerin satın alındığını duyurmuştur. Ayrıca yine Ağustos 1914'te Osmanlı İmparatorluğu ile Alman İmparatorluğu arasında gizli bir ittifak antlaşması yapılmıştır. Bu dönemde Yavuz ve Midilli'nin Karadeniz'e çıkışı engellense de, bu gemiler 29 Ekim 1914'te Enver Paşa'nın onayı dahilinde Karadeniz'e çıkarak Rus limanlarını bombalamışlardır. Bu olay, Osmanlı'nın savaşa girişinin resmiyete kavuştuğu an olarak tarihe geçmiştir. Anılarında bu kısımlara detaylı biçimde yer veren Talât Paşa, bu bombalama olayının tek sorumlusunun Enver Paşa olduğunu, kendisinin bundan haberdar olmadığını belirtmiştir. Cemal Paşa ise Almanya ile yapılan ittifakı, ancak görüşmeler sonuçlandıktan sonra öğrendiğini iddia etmiştir.

Savaşın başlaması ile Talât Paşa önderliğinde yürütülen çalışmalar ile Anadolu kıyılarında yaşayan Rumlar yürüttükleri çeteci faaliyetler sebebi ile tehcire tâbi tutulmuştur. Ayrıca, Bahaeddin Şakir'in Ermenilerin Ruslar tarafından kışkırtıldığı yönündeki raporlarının ardından Ermenilerin tehciri için de planlama yapılmıştır. Talât Paşa'nın anılarında sunduğu belgelere göre, Taşnak ve Hışnak Komiteleri Rusların yanında savaşa katılarak, Ermenistan'da, Kilikya'da, Kafkasya'da ve Azerbaycan'da bağımsız Ermenistan'ın kuruluşu için tüm güçlerini ortaya koymak niyetindeydi. Diğer yandan, seferberlik ilanına rağmen Osmanlı ordusu bünyesinde savaşa katılması gereken Ermeni erkeklerin savaştan kaçması ile Doğu Anadolu'da çıkan Ermeni ayaklanmaları İttihat ve Terakki'yi farklı politikalara sürüklemiştir. İstanbul'da Ermeni Patriği ile yapılan görüşmelerin herhangi bir gelişme sağlamamasının ardından, 1915 yılında İTC genel karargahında Ermenilerin tehcire tâbi tutulması yönünde karar alınmıştır.

Enver Paşa önderliğindeki Sarıkamış Harekâtı büyük bir hezimet ile sonuçlanmış, bu harekâtın sonuçları uzun bir süre toplumdan saklanmıştır. Çanakkale Savaşı'nda başkomutan olarak yer alan Enver Paşa, Alman komutanlarca pek iyi bir taktisyen olmadığı konusunda sert biçimde eleştirilmiştir. Savaşın sonlarına doğru Enver Paşa Kafkas İslam Ordusu adını verdiği bir ordu kurmuştur. Bu ordu Bakü önlerine kadar ilerlemiştir. 

Cemâl Paşa ise Suriye Valiliği görevini yürütmüş, başlatılan Kanal Seferleri başarısızlıkla sonuçlanmış, Filistin Cephesi'ndeki savaşların çoğu kaybedilmiştir.

Dağılış

Savaşın kaybedilmesi İttihat ve Terakki'nin de sonunu getirmiştir. Talât Paşa'nın sadrazamlığını yaptığı hükümet ekim ayında istifa etmiş, sadrazamlık görevini Ahmet İzzet Paşa yürütmüştür. 30 Ekim 1918'de imzalanan Mondros Mütarekesi'nin ardından toplanan olağanüstü kongrede İttihat ve Terakki lağvedilmiş, cemiyete ait hassas belgelerin çoğu yok edilmiştir. Cemal, Enver ve Talât Paşalar 2 Kasım 1918'de İstanbul'u bir Alman torpido botu ile terk etmişlerdir. 

Talat Paşa sürgün yıllarını Berlin'de geçirmiş, Soğomon Tehliryan adlı bir Ermeni tarafından sırtından vurularak öldürülmüştür.

Cemal Paşa bir süre Rusya'da durduktan sonra Afganistan'da çeşitli görevler yürütmüş, son olarak Tiflis'te bir suikaste kurban gitmiştir.

Enver Paşa Berlin'in ardından Moskova'ya gitmiş, bir süre temaslarda bulunmuştur. Sakarya Savaşı sırasında Anadolu'ya girmeye niyetlense de bu durum Mustafa Kemal Atatürk tarafından engellenmiş, sonrasında Basmacı Ayaklanması'nı bastırmak için Sovyetlerce Orta Asya'ya gönderilmiştir. Ancak, Enver Paşa tam tersini yaparak Bolşeviklerle savaşmış ve bir Kızıl Ordu mitralyözü tarafından öldürülmüştür.

Üç Paşalar döneminin ardından birçok İttihatçı, Anadolu'daki direnişe katılmıştır. Ancak, Mustafa Kemal Atatürk ile zıtlaşanların çoğu bir şekilde yönetimden uzaklaştırılmış, birçok eski üyesinin yargılandığı İzmir Suikastı, İttihatçılığın kısmi sonu olmuştur.

İttihat ve Terakki Hakkında Sık Sorulan Sorular

İttihat ve Terakki Kısaca Nedir?

İttihat ve Terakki Cemiyeti, veya sonraki adı ile İttihat ve Terakki Fırkası, Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılma döneminde aktif olmuş, İkinci Meşrutiyet'in ilanının ardından imparatorluğun yönetiminde büyük rol almış ve bu görevi 1918 yılının sonuna kadar yürütmüş bir siyasal hareket ve siyasi partidir.

İttihat ve Terakki Kurucuları Kimlerdir?

Abdullah Cevdet, İbrahim Temo, İshak Sükûti ve Mehmet Reşit, İttihat ve Terakki'nin ilk kurucularıdır. Ali Hüseyinzade Bey, Cevdet Osman, Giritli Şefik, Hikmet Emin Bey, Kerim Sebatî, Nazım Bey, Sabri Bey, Şerafettin Mağmumi ise onlara sonradan katılmışlardır.

İttihat ve Terakki Hangi Amaçla Kurulmuştur?

İttihat ve Terakki, II. Abdülhamid'in Osmanlı İmparatorluğu'nun kötü gidişatındaki en önemli faktör olduğunu halka anlatmak, ve imparatorluğu bu kötü durumdan kurtarabilmek amacı ile kurulmuştur.

İttihat ve Terakki Nerede ve Ne Zaman Kuruldu?

İttihat ve Terakki 1889'da bir grup askeri tıp öğrencisi tarafından İstanbul'da kurulmuştur.

En Ünlü İttihat ve Terakki Üyeleri Kimlerdir?

Ahmet Rıza Bey, Celâl Bayar, Cemal Paşa, Doktor Nazım, Edip Servet Tör, Emanuel Karasu, Enver Paşa, Fethi Okyar, İsmail Hakkı Canbulat, İsmet İnönü, Kâzım Karabekir, Mehmet Cavid Bey, Mithat Şükrü Bleda, Mustafa Kemal Atatürk, Ömer Naci, Süleyman Askerî, Talât Paşa, Tevfik Rüştü Aras, Ziya Gökalp

Atatürk İttihat ve Terakki Cemiyetini Nerede Kurdu?

Sanılanın aksine, Atatürk İttihat ve Terakki Cemiyeti kurucuları arasında yer almamaktadır.

Mustafa Kemal İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne Hangi Şehirde ve Ne Zaman Katıldı?

Mustafa Kemal Atatürk, cemiyete Fethi Okyar tarafından 1907 yılında Selanik'te dahil edilmiştir.

Mustafa Kemal İttihat ve Terakki Cemiyeti'nden Neden Ayrıldı?

Mustafa Kemal, subayların siyasete karışmaması gerektiği konusunda İttihat ve Terakki'nin önde gelenleri ile yaşadığı fikir ayrılıkları sebebi ile cemiyet ile olan ilişkisini sınırlandırmıştır.

İttihat ve Terakki Cemiyeti Mason Mudur?

İttihat ve Terakki masonik bir oluşum değildir, ancak Talât Paşa ve Emanuel Karasu gibi bazı önde gelen İTC üyelerinin mason olduğu bilinmektedir.

Burak Özdemir

Burak Özdemir

Fethiye'de doğdum, Çanakkale Fen Lisesi ve İTÜ Bilgisayar Mühendisliği mezunuyum. Web geliştirme ile uğraşıyorum.